10 Ekim 2011 Pazartesi

EKİM L'MANYAĞI'NDAN ÖZETLE LEZZET LALESİ. Yazan: Yüksek Gurme Süheyl Başdamak


* Merhaba, gırtlak dostları, bu ay da yemek borusunu şenlendiren gurme tüyolarıyla karşınızdayım. Şirin mekanlar, lezzet sırları, damak domaltan tadlar, yiyecek içecek ve çiğnenecek kültürünü sizlere anlatıp tanıştırmak içün yaşayan bendeniz, Yüksek Gurme Süheyl Başdamak, emrinizdeyim efendim.
* Sapanca'daki lezzet durağı Kuddusi Abi'nin yerinde imzalı peçete koleksiyonu var. Kimler Kuddusi Abi'nin yemeklerinden tadmış kimler. Örneğin rahmetli sarışın bomba Marlyn Monroe, dudağıyla imzaladığı peçeteye "Thank you Kuddusi. Patlicanli kebap is beatiful" yazmış. Hemen yanında Microsoft'un kurucusu Bill Gates'in peçete notu okunuyor: ingilisce olarak "Burada yediğim billur kebabını hiçbir yerde yemedim. Kuddusi Usta mükemmelsin" yazmış. Walt Disney ise küçük sevimli bir miki çizip, konuşma balonuna "Çek bir irmik helvası daha" yazarak şirin mi şirin bir not bırakmış. Daha da enteresanı masa örtülerinde de ünlülerin bıraktığı izlerin olması. Mesela bizim masada daire içine alınmış lekenin kenarında "Brus Vils'in döktüğü cacık" yazıyordu. Başka masalarda ise Robert De Niro'nun devirdiği çorba, Eştın Kuçır'ın damlattığı ayva kompostosu gibi lekeler ve açıklamaları bulunuyor.

Ünlülerin uğrak yeri bu mekana gidip siz de bir leke bırakmaya ne dersiniz?

* . Nişantaşı Robbe Cafe'de zbable tobrarları hadrenlenmiş olarak kubli tabaklarda servis ediyorlar. Şef garson Muhsin'in eline biraz bahşiş sıkıştırırsanız tabağınıza bi parça kuhmekli beharbe de ilave ediyor.

* Mürenli tost... Siz de ilk kez duyuyorsunuz değil mi? Turgutreis deki Tombraks Büfe'nin sahibi Kudret "Niçin müren balığından tost yapılmasın ki?" sorusunu kendine soralı beş yıl oluyor. Beş yıl içinde mürenli tost, damak dostlarının vazgeçilmezi olmuş. Oralara yolunuz düşerse Tombraks Büfe'ye uğrayıp mürenli tost yemeyi ihmal etmeyin...

DOĞAYLA İÇİÇE SOLİTER KONAKLARI. PAPAZ İNŞAAT DÖTDÖTE YAŞAMLAR SUNAR

YAĞMURUN SESİNE BAK... HAY AĞZINI KIRAYIM

2 Ekim 2011 Pazar

SALDIRAN SALDIRANA VE BAYAN YANINDAN BİR SIDIKA ÖYKÜSÜ



PANİK BUTONU


- Sıdıka, bak unutmadan sööliyim, büfenin üstünde Nefise Abla'nın panik butonu var. Sabahleyin bıraktı. Toz felan alırken kurcalayıp da sakın basma butona. Polis gelir, Nefise Ablangilin kocasını alır, durduk yere elalemin yuvasını yıkarsın...

- Nefise Ablamın panik butonu niye bizde duruyo ki? Lazım olup da basmaya kalksa o yarma kocası buraya varamadan öldürür kadıncaazı. Panik butonu mağdureye en yakın yerde durucak ki kocasından şiddet görünce hemen abansın düğmeye...

- Kocası bozar diye butonu bizde saklıyo. Elektronik işi geliyo herifin elinden. "Az yazsın" diye apartmanın elektrik saatini felan bozmuş. "Alarmı da bozar" diyo Nefise.

- Pilli mi acaba bu şey?

- Kız elleme butonu, yanlışlıkla basarsın, karakola sinyal gider, yuva yıkılır. Ortada üç tane çocuk var, bi yuva neliklerle kuruluyo, cart diye bi butonla yıkmak olmaz, günahtır.

- Peki üç çocuğa da ayrıca buton vermişler mi? Çünkü o ayı çocuklarına da girişiyo.

- Olmaz ööle şey, çoluk çocuğa buton mu verilir. Yanlış basar, eve ceza gelir. Abin mesela üçbuçuk yaşındayken trenin imdat freni kolunu çekti, o zamanın parasıyla yirmibeş lira "usulsüz kullanım cezası" ödediydik. Eve döndüğümüzde baban sinirden abini hortumla dövdü, beni de merdivenden yuvarladı...

- Hah ben de bu konuya gelicektim: Bu durumda, çok önceden beri ailemize ait bir panik butonunun bizde de olması lazım. Hatta buton ne ki, gerektiğinde babamı durdurmak üzere direk Pentagon'a bağlı bir kırmızı telefon hattı verilmeliydi.

- Bilmem belki de vardır. Ailenin reisi diye imza karşılığı babana teslim etmişlerdir panik butonunu.

- Peh... Tabi ya ööledir, hepimizin nüfus kağıdı bile haala babamda duruyo.

- Dursun işte babanda. Naapıcan sen kız kendi nüfus kağıdını?

- Ne demek "Naapıcan kendi nüfus kağıdını" bu nasıl bir soru anne ya? Nüfus kağıdı benim.

- Çene yarıştırma kız anneyle. Mühim evraklar ve televizyonun uzaktan kumandası babada bulunur. Kadın kısmısı ise kömürlüğün anahtarı ve çamaşır makinasının kullanım kitapçığını muhafaza etmekle yükümlüdür. Cemiyet kaidesi bu, örf. İki elektronik, efendim iki modernlik çıktı diye, hemen atadan dededen gördüğümüzü unutacak mıyız? Olmaz olsun böyle atom çağı...

- Ahaha... Atom çağı mı? O geçeli çok oluyo anne. Atom parçalandı bitti, Cern'de atomaltı Higgs Parçacığını bile buldular.

-. Hımm...O zaman şimdi ne çağındayız biz? "İleri demokrasi mi" ne?

- Sen karıştırma kafanı, "uzay çağı" diyelim, bitsin...

- "Bu çağda uzaylı koca bulurum. Herifin mezhebi geniştir, moderndir, larcdır, istediğim gibi parmağımda oynatırım" diye plan kuruyosan, hep söyledim, yine söyliyim Sıdıka: Uzaydan adam çıkmaz! Hem nerden biliyoruz uzaylı kocaların kadın dövmediklerini. O yüzden sen hiç "Artıkın uzay çağındayız" diyerekten uzaylılara güvenme. Yine ne varsa insan kocada var. İnsan koca belli bi yaşa kadar serserilik haytalık etse de neticede alkolu bırakır, tevbe eder, umreye gider, yaşlanır durulur. Ama uzaylıyı tut tutabilirsen. Bi kere herifin kaç yaşında yaşlanıp durulucağını bilmiyoruz. O yüzden oynama elalemin butonuyla batonuyla felan... Gülme, ışık hızıyla terlik fırlatırım, kafan gözün parçacık olur bak...



* * *



- Alo Sıdıka, nasılsın fena ahlaklı kadın? Kenar ben. Kendine köpek ettiğin Kenar. Temiz bir yuva kurup metalik gri bir Doblo araba almak isterken, hayatın girdaplarında vicdansız bir kadının ve...

- Çok yanlış bi yeri aramışsın sen Kenar. Flaş tiviyi arıycaktın, Yalçın Abi'nin programını...

- Bırak şimdi, bir kadın entirikası kurma bana. Ben hangi numarayı aradığımı gayet iyi biliyorum. Bak Sıdıka, sana delikanlı gibi mertçe bir soru soracağım: Bana elektronik kelepçe mi taktırdın lan? Bi türlü sizin evin sokağına giremiyorum. Geçen ordan geçmeye çalıştım, arabanın dingili kırıldı. Dün yaya olarak yaklaşmaya çalıştım, sizin sokağın başındaki kuruyemişçi leblebi kavuruyodu "İftar vakti niye ortalığa leblebi kokusu yayıp milletin nefsine eziyet ediyosun lan" diyerek herifle kavgaya tutuştum, karakolluk olduk. Bugün dedim ki "Lan bari taksi tutayım, Sıdıkalar'ın kapısı önünde ineyim"...Bu sefer taksici yavşakla kapıştık. Kaavenin önünden sizin oraya kadar "Kısa mesafe alamam" dedi terbiyesiz evladı. Ben kendisine hesap sorunca da bi sürü taksici toplanıp şahsıma darp ettiler. Noolacak bu taksici terörü Sıdıka ya? Bazı taksici esnafının yaptıkları Sarı Şehir Magandası lafını hakketmiyor mu? Bu sarı dehşet daha kaç vatandaşı dövecek? Herneyse konu dağıldı, ne diyodum ben Sıdıkam?

- Bence ne dediğini bilmiyodun.

- Yok yok şey diyodum; bi türlü sizin evin oraya yaklaşamıyorum Sıdıka. Ne oluyo da böyle oluyo? Yoksa bilmeden bana uykumdayken bir cihaz mı taktırdın. Elektronik olarak mı oluyo bu aksilikler. Taktırdıysan çıkar Sıdıkam, onun yerine nikah yüzüğü takalım. Bak evlenince alışırız birbirimize. Alo... Ben şimdi kapamak zorundayım Sıdıka. Sarı Öfke peşimde. Bi taksici şu an yerimi tesbit etti, telsizden adam topluyo. Elveda Sıdıkam. Eğer bana bişey olursa bu Kenar seni çok seviyodu...

Bayan Yanı Ekim Dergisi'nden özetlenerek

27 Eylül 2011 Salı

MECNUN KULELERİ'NDEN BİR ÖYKÜ

R  E  V  H


Sen daha uyuyordun göbek.

Gece hiç uyumadımdı ben. Büyük hırgür vardı. Tüylü, Beyaz, bi de ben birçok kavgaya girdik.

Bakkalın önünde Beyaz'ın boğazına daldı orman köpekleri.

Bir iki de ben kaptım ama onlardan. Beyaz'dan öğrendiğim gibi:

Kapınca bırakmadım, kafamı sallaya sallaya kendimi geri çektim.

Bacağından tutmuştum orman köpeğini; bi kaçtı ki, orda olup görmeliydin.

Sonradan sen de görürsün belki.

Birçok orman köpeği gitti. Kara olanı kaldı fakat. Eğilip yerden yerden Beyaz'a doğru geldi. Beyaz'la Tüylü bunu kokladılar, ben çok oralı olmadım.

Sonradan Tüylü söyledi, o duymuş; Kara "Bi çocukluk ettik" demiş, Beyaz'a.

Kışın ormana koymuş bunları belediye. Hiç yiyecekleri yokmuş.

Olursa ölü kuş, bazen solucan kuyruklu, sivri burunlu yürüyen yumaklar...

Uzatmıyayım, yolsuzmuşlar işte. İçim acıdı hayvana gidip bi koklıyım dedim.

Sonra, biz bununla mapusane arkadaşı çıktık iyi mi?

Belediye'nin kafesinde yatarken sesini duyardım ben bunun. Belediyeci karnını yarmış diyorlardı.

Kız köpeklerin karnını yarar belediyeciler.

Geçmemiş işte yarası, köşeden ivil ivil ağlardı bu. "Sus" diye bağıranlar olurdu, Kara'yla birlikte uzun ağlayanlar, durmadan belediyecinin karın yaran adamına "revh" diye sövenler.

Revh... En ağır laftır bak bizim dilimizde. Misal; birisi bana "revh" desin ölümüne dalarım.

İşte, bu Kara tee o günlerden.

Beyaz, eski adamın bahçesine gitti, Tüylü bakkalın önüne yattı. Kara bende kaldı gece, sen uyuyordun.

Bahçede oynadık biz. Büyük bez çekiştirdik, çimenlerin arasına attığın uçan tabağı buldum ben, onu kemirdik. Kara, çöpün oraya gitti sonra. Ben ayakkabını alıp dandik gizli yere götürdüm.

Dandik gizli yeri biliyosun, iğneli ağacın orda. Yalandan gizli yer ki orası, sen bulabil diye o ayakkabıyı her gece oraya taşıyorum ben.

Öten topun yerini bulamazsın ama... Düdüklü top. Saçma bişeydi o. Ölsen bulamazsın.

Yok ama ölsen bulursun belki.



Gün ışıdı.

Bakkal gelip taş atmış, sonra dükkanını açmış.

Tüylü geldi.

Ben, Kara, Tüylü koşup eski adamın bahçesine gittik. Beyaz, bahçe duvarına fırlayıp bize afkurdu! Orman köpekleri zannetmiş bizi.

"Kara'da hala orman köpeği kokusu var, o yüzden." dedi Tüylü.

"Denize koşalım" dedim ben. "Kara'ya deniz kokusu siner."

Beyaz duvarın üstünden kayboldu. Sonra, ağzında eski adamın ayakkabısıyla geldi, hep beraber denize koştuk.



Herşeyi ama herşeyi kokusuyla bir bir hatırlıyorum şimdi.

Ama hangimiz "Yolun karşısına gidelim." dedi onu bilmiyorum.

Biliyorum oraya gitmemizi hiç istemezsin sen. Yürüyen büyük demirlerden korkarsın.

Yolu geçtik ama yürüyen büyük demirler orda bişey yapmadı bize...

Karşıda yuvaları var onların. Büyük yürüyen demirler durup eğleşiyorlar orda. Şapkalı adam hortumuyla uçan kokulu su veriyo onlara, kana kana içip gidiyorlar.

O şapkalı adam bize de yemek veriyo ama. Kaç kişi gelirsek gelelim, bir büyük torbada biriktirdiği yemeklerden veriyo. Bazen şapkasını Tüylü'nün kafasına koyuyo. "Hıy hıy" diyo adama Tüylü, biz de kuyruk dansı yapıyoruz.



"Gel sana Göbek'i göstereyim" dedim Kara'ya.

"Şimdiye kalkmış, bahçede ayakkabısını arıyordur Göbek."

Alelacele şapkalı adamın elini yalayıp yola koyulduk. Yoldan, yürüyen büyük demirlerin arasından hiç de bişey olmadan geçtik.

Orda dağıldık. Tüylü bakkalın önüne seyirtti, Beyaz kestirmeden eski adamın bahçesine koştu.

Biz Kara'yla seni görmeye geliyorduk.

Ben önden koşarken, "Göbek böyle, Göbek şöyle" diye seni anlatıyordum Kara'ya.

Aslında yürüyen büyük demirlerden orda pek olmazdı ama varmıştı işte.

Kara "revh" diye bağırdı yürüyen siyah demire.

Ben bağırdım mı bilmiyorum.

Sonradan, yalnızca rüyada geçerli olmak üzere senin sözcüklerinden verdiler bana.

Fazla değil ama... Sadece sana olup biteni anlatabilecek kadar sözcük bıraktılar.

Dediler ki, çok üzülüp gizlice ağlamışsın koca göbeğine bakmadan. En çok da bana ne olduğunu bilmemek canını yakmış.

Yollar boyu otların, çöplerin arasında bana bakınmışsın, tüm gece seslerine kulak kesilmişsin, Kara'ya, Tüylü ve Beyaz'a hatta orman köpeklerine beni sormuşsun uzun uzun.

Onlarda senin sözcüklerinden olmadığı için çalıların arasındaki cansız yuvamı sana gösterememişler.

Bak, verdikleri rüya sözcükleri bitiyo artık. Olanları anlattım işte, üzülme artık Göbek. Mapusane arkadaşım Kara sana emanet. Ona bütün sırlarımı, gizli ekmek çukurlarımı, kemik gömülerimi hatta düdüklü topun yerini söyledim. Eğer olurda bulmaya yaklaşırsan düdüklü topun yerini değiştirecek. Yürüyen büyük demirlere sakın kızma. Akılları, iyi sözcükleri yok onların. Orman köpeklerininki kadar bile yok.

Çok kızarsan, öfkelenirsen eğer, ben de sana bizim sözcüklerimizden bitanesini öğrettim işte.

Alt geçidin orda, hızla dönen yürüyen büyük demir görürsen... Demiri yürüten adam sözcüklerini kulağındaki düğmeli topa anlatırken hayalarını havalandırıp, aracın minderine ufak bi osuruk bıraktığı esnada demirle köpeği ezerse, duraksamadan kaybolursa aynı hızla... "Rrrreeeevvvhhhh" de sen de ona.


Atilla Atalay/Mecnun Kuleleri

4 Temmuz 2011 Pazartesi

YAZ BOYU MOLA

Sonbahara kadar dev BAG arşiviynen başbaşa, herkese mutlu yaz günleri dileğiyle.