3 Kasım 2007 Cumartesi

Kevın Costner'den Sonra "Dünyanın En Pörtlek Gözü" de Ülkemizde.

Gözlerini 11 milimetre dışarı çıkararak Guinness Rekorlar Kitabı’na "Dünyanın En Pörtlek Gözü" unvanıyla giren Kim Goodman, yeni rekor denemesini Türkiye’de yapacak.Bir bankanın çek servisinde çalışan Chicago’lu iki çocuk annesi Kim Goodman, gözlerinin dışarı çıkabilme özelliğini 19 yaşında bir kaza sonucu fark etti. Ancak insanlar korkabilir düşüncesiyle 11 yıl boyunca bu özelliğini sakladı.Bir TV programında Goodman’ı gören Guinness yetkilileri, 1998’de Goodman’ı "en pörtlek göz" kategorisinde rekortmen olarak kitaba aldılar. Türkçesi İnfomag Yayıncılık tarafından ilk kez TÜYAP Kitap Fuarı’nda satışa sunulan Guinness World Records 2008 kitabının tanıtımı için Türkiye’ye gelen Kim Goodman, bugün saat 13.00’te fuardaki Guinness World Records standında kitap imzalayıp yeni rekor deneyecek. (Hürriyet)


AMERİKALI EN PÖRTLEK GÖZ DE COSTNER GİBİ KONSER VERECEK İLGİ GÖRECEK


Seksen Küsur Vilayette Telekom Kablo Ağını Kesip Kaçan Adamın Eşgali Belirlendi

GÖRGÜ TANIKLARININ İFADELERİNE GÖRE BUNUN GİBİ Bİ ROBOT RESMİ ÇIKIYOR EYLEMCİNİN

Yazan: Alper Atalan

2 Kasım 2007 Cuma

Condi'nin Ziyaretinden Notlar

Haberi Haber İçün Hakça, Tarafsız, Az Yağlı ve Üzerinde Yoğurt Gezdirilmiş Yapmayı prensip haline getirmiş Blogların Amiral Gemisi Uçaktan İndiği Andan İtibaren Condi'yi Dakika Dakika İzledi.

* Demir Leydi uçaktan indiğinde bordo tvit bir takımın altına kahverengi babet ayakkabılar giyerken tayyörünün altında ise siyah üzerine kırmızı kırçıllı ve göbeğe doğru degrade mavi açılan uzun kollu kaşmir bluz dikkat çekiyordu.
* İner inmez Dışişleri Babacanıyla görüşen Condi uçakta kendisine verilen kumanyadan artan yabanmersinli kekle kolonyalı mendili Bakana armağan etti. Heyecanlı, nobran ve dobranın altına bu kez kısa konçlu süet çizmeler giydiği dikkatlerden kaçmadı. Saçları ise uçlarda hafif kırık olmasına rağmen ahenkle dans ediyordu, dudakları hafif nemli ve aralıktı, burun deliklerinden anlaşıldığı kadarıyla kısa sık nefesler alıp veriyordu.
* Uçakta ayakları üşüdüğü için Omahalı Halası Klara Watkinson'un elceğiziyle ördüğü yün patikleri giyen Demir Leydi bir ara Sinsinati li sekreteri Ceklın Sombar'dan kendisine ait laptopu getirmesini istedi. Laptopu gelince basın mensupları Kondi'nin dünyanın patroniçesi olsa bile önce kadın olduğunu düşünmekten kendilerini alamadılar. Zira laptop Condi için özel üretilen Mikrosoft Janjan işletim sistemiyle çalışan, peluş ağırlıklı şirin bişeydi. Condi derhal laptopunu açıp facebooktan Bush'a İstanbul Hatırası olarak osmanlı pokesi ve midye dolmayla beraber Halayperest Uygulamasına üye olmak için çağrı yolladı.





* Amerika'nın iki numarası Condi'yi kendi gizli servis elemanları aynen filmlerdeki gibi korudular. Damlarda keskin nişancılar, "lanedolası sorumluluk bende, hayır dostum bende" diye tartışan karagözlüklü kulaklıklı ve yabanmersinli donutla kahve müptelası ajanlar şık ve zariftiler. Kondi'ye özel mönü olarak "mahuta çorbası, zerde pilavı ayva hoşafı ve yarım baş ikram edildi. İçecek olarak Kuzuluk Maden Sodasını tercih eden Demir Leydi tuvaletini ise güvenlik gereği bir ajanın bileğine zincirli çanta şeklindeki özel wc ye yaptı.

Damdan Dama Atlarken Donan Kediyi Kaybettik

Acı haber sevenlerini yasa boğdu. Bir kış klasiği olan damdan dama atlarken donan kediyi kaybettik.
Küresel ısınma nedeniyle kendini tam olarak gösteremeyen kış bir efsanenin de sonu oldu. Tekir(4) atladığı damdan karşıdakine varamadan dondu, buraya kadar herşey normaldi fakat havada asılı kalması gerekirken küresel ısınma nedeniyle tam olarak donamayan Tekir hızla yere çakıldı. Sevenleri her yıl donduğu yere 1 kilo ciğer bırakarak Tekir'i andılar.



Böyle Çözülürdü
Kışın donan Tekir'i çevre halkı bulunduğu yerden alır evlerinde böyle çözerlerdi.



Necip Aptioğlu

Piyasayı Çakma Mikiler Sardı. Miki Sektörü Tedirgin.

Mikici Esnafı Ucuz Mikiyle Sektöre Giren Çin'e Ültimatom Verdi "Ekmeğimizle oynatmayız. Sizi karımız yaparız, akıllı olun"


İşte ucuz miki üreten Çinliler...
ÇİN MİKİSİNDE DOMUZ ETİ TEHLİKESİ
Sektör esnafından Muharrem Zoti'nin iddiasına göre Çinde ucuza üretilerek memleketimize sokulan mikilerde domuz eti var. Çinlilerin kalabalık gelmemeleri halinde birebir karşılaşmada rahatça dövülebileceğini kaydeden Muharrem Zoti "Delikanlının ekmeğiyle oynamak şerefsizliktir" dedi. Muhabirimizin "Lokumu da Rumlar almış Muharrem Abi" şeklinde gaz vermesi üzerine "Lokum beni alakadar etmez, ben ekmeğime bakarım, Miki bizimdir, ona el süren yanar" dedi.

KARİKATÜRİST METİN DEMİRHAN HAYATINI KAYBETTİ

Sinema yazarı ve tarihçisi, kısa film yönetmeni ve karikatürist Metin Demirhan yaşam savaşını kaybetti.
Sinema yazarı ve tarihçisi, kısa film yönetmeni ve karikatürist MetinDemirhan, Ramazan Bayramı'nın ikinci günü geçirdiği rahatsızlığa karşı 20 günden bu yana verdiği savaşı kaybederek 1 Kasım Perşembe sabahı vefat etti.
1965-İstanbul doğumlu olan Demirhan, karikatür, illüstrasyon ve sinema ile lise yıllarından itibaren ilgilenmeye başladı. Gaziosmanpaşa Plevne Lisesi'ndeki eğitimini tamamlamasının ardından haftalık mizah dergilerinde meslek hayatına atılan sanatçı, Çarşaf, Fırt, Gırgır ve Pişmiş Kelle gibi dönemin önde gelen yayınlarında profesyonel çizerlik yaptı. Özellikle kendisinin türettiği bir kahraman olan “Kozmo Fare”çizgikarakteriyle tanınan Demirhan, karikatüristliğine paralel olarak da Türkve dünya sineması üzerine geniş kapsamlı tarihsel araştırmalar yaptı. Metin Demirhan, 80'ler ve 90'larda, meraklılarınca “trash movie”(çöplükfilm), “kült movie” (sonradan anıtlaşmış film) ya da“fantastik film”olarak adlandırılan, bir biçimde kıyıda köşede kalıp unutulmuş düşük bütçeli yerli ve yabancı korku, gerilim, bilim-kurgu ve western filmlerinin günışığına çıkartılıp kitlelere yeniden tanıtılması konusunda ülkemizin en önde gelen uzmanlarından birine dönüştü.
2000'lerin başlarında Türkiye'nin ilk Fantastik Filmler Festivali'ni düzenleyen araştırmacı, bu gibi kültürel etkinliklerinin yanısıra, 2004'de İtalyanasıllı Türk yazar Giovanni Scognamillo ile birlikte, sinemadaki bu alt-türlere adanmış en önemli kaynak eserlerden biri olan“Fantastik Türk Sineması” adlı kitabı hazırladı. Demirhan, 1998 yılında, fantastik filmler konusunda dünya çapında tanınmışbir İngiliz araştırmacı olan Pete Tombs'a da ülkemizdeki çalışmaları sırasında asistanlık yaparak, onun kendi alanında bir başyapıt sayılan“Mondo Macabro” (Fantastik Filmler) adlı kitabında çok geniş bir “Türkiye undergound sineması” bölümünün yer almasını sağladı.
Bugüne dek sinemayla ilgili sayısız radyo-TV programına, söyleşi, konferans ve panele konuk olan, çeşitli dergi ve gazetelerde binlerce karikatürü yayımlanan, biri karikatür içerikli olmak üzere üç kitaba imza atan, yarım düzineye yakın kısa metrajlı filmi bulunan ve kendisine adanmış bir de belgesel film çekilen Metin Demirhan, bayramın ikinci günü geçirdiği ani bir beyin kanamasıyla Bakırköy Ruh ve SinirHastalıklarıHastanesi'ne kaldırıldığında, SSK, Bağkur, Yeşil Kart ya da özel sigorta türünden hiç bir sosyal güvencesi bulunmayan, 20 küsur yıllıkbir yazar,araştırmacı ve de sanatçıydı
Bütünüyle “devletin insafına kalmış” bir durumda yoğun bakım ünitesine kaldırılan Demirhan'a, kendisi komada yaşamsavaşı verirken bürokratik makamlar nezdinde girişimde bulunan bazı sanatçı ve siyasetçilerin de gayretleriyle güç bela bir “YeşilKart”çıkartılabildi. Ancak, ünlü karikatürist ve yazar, şiddetli beyinkanamasına bağlı koma durumunda verdiği bu mücadeleyi ancak 20 gün sürdürebildi ve 42 yaşında hayata veda etti.
Demirhan'ın cenazesi 2 Kasım Cuma günü İstanbul, Gaziosmanpaşa-Dörtyol İmam Hatip Lisesi Camii'nde kılınacak cuma namazının ardından toprağa verilecek.
Merhum'a Yüce Allah'tan rahmet, ailesine, meslektaşlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyoruz.


(Medyatava)

Bu Çetenin Aslanı Da Var, "Migalka"sı Da...

Araçlarında tepe lambası (Migalka) kullanarak kendilerine Derin Devlet süsü verince dikkati çeken çetenin, tehdit ettiği kişileri ikna etmek için de villalarında aslan beslediği ortaya çıktı
Uyuşturucu kaçakçılığından zorla çek - senet tahsilatına, haraç ve silahlı baskından, adam kaçırmaya kadar 20'nin üzerinde suça karıştığı belirlenen Mehmet Selahattin M. ile 15 adamı İstanbul Polisi'nin önceki gece düzenlediği "Okyanus Operasyonu" ile kıskıvrak yakalandı. M'nin yakın korumalığını yapan zanlıların büyük bölümünün eski Özel Harekatçı polis ve emekli askerler olduğu öğrenildi. Çeteye yönelik operaslarda ele geçirilen bilgiler, tecrübeli dedektifleri bile şaşkınlığa uğrattı. Yenişafak Gazetesi’nden Ertan Kılıç’ın haberine göre tehdit edilen işadamlarının, Beykoz'daki çiftlik evinde beslenen aslanların yanına getirilip 'Seni kafese atarız' diye korkutulduğu ortaya çıktı. Çete üyelerinin her eylemde ayrı bir lüks araç kullandığı tespit edildi.

Hürriyet

“BLOGLARIN AMİRAL GEMİSİ” AKILLARI KURCALAYACAK BİR SORU DAHA SORUYOR: “PEKİ BU ‘MİGALKA’ NE? NİÇİN TEPE LAMBASI DEMİYORUZ?” EVET İŞTE YANITINI DA VERİYORUZ. VERMİYOR DEĞİLİZ…

Migalka öncelikle sözcük olarak güzel Rusçamızda; “Miga” yani “firil firil dönen pervane böceği” ve “-lka” yani “ettiren, olmasını sağlayan” anlamındaki iki sözcüğün birleşiminde türemiştir. Örnek verecek olursak; “Balalayka” da buna benzer bir yapı taşır. “Bala” burada “coşmak, hippidi etmek” anlamında olup “balalayka” bir sazdır.

Evet Migalka… Öncelikle insanın dilinde dolaşıp damağında tekledikten sonra ağızdan bir çırpıda çıkışı enfes olan bir sözcük, bunu kabul edelim. İnsan bu sözcüğü kendi kendine tekrar ederken ruhunu silinmeye yüz tutmuş unutulmuş bir polisiye filminin serim düğüm sahnesinde buluveriyor. Kızıl orduyla yakın dirsek temasında bulunan eski bir mujik generalinin yönettiği mafyozo bir örgüt yasadışı yollardan silah satışıyla ayakta kalmaya çalışırken, bit pazarından avuç avuç nur toplamaya yeltenmişken CIA kökenli bir grup Rus ajanınca global yer belirleme sistemiyle takip ediliyor ve Vologrod’daki metruk bir villanın samanlığında sıkıştırılıyor. Örgüt general eskisi önderliğinde ancak çaresiz. Ödeme yapılmış, infrared güdümlü tanksavarlar kutularında ve fakat sevkiyat gerçekleşmemiş, villanın bahçesindeki Skorsky helikopterin pervanesi umarsızca dönüyor, ne kaçıp gitmek mümkün artık bu dakikada ne de sevkiyatı gerçekleştirip hiçbir şey yokmuş gibi rol yapmak.

O an, o dakika yani polis destekli CIA kökenli baskının gölgesinde emekli subaylar ve lejyonerler MK47’lerle kendilerini beklenen sona hazırlama arifesinde cephanelerini davetsiz misafirlerin üstüne boşaltırlarken lider general vakar adımlarla kayıtsız bir ifade yüzünde baskının orta yerine yürür, megafondan teslim olması gerektiğine dair çağrıları hiçe sayarak. Paltosunun cebinden çıkarttığı Sig Sauger marka suikast tabancasını şakağına dayar. Sol elinin işaret parmağından fiskelediği sigara izmaritini yere fırlatırken sağ elinin işaret parmağıyla tetiği çeker. İşte o an o dakika megafondaki ses susar, örgütün geri kalanları ateşi keserler, çayırın uzayan yokluğunda yuvasına sinmiş olan telaş rehinesi bir köstebek gözlerini kırpıştırır ve açık kapısından derin devletin deri koltuk kokusuna karışmış tozlu anıları süzülen polis arabasının tepesindeki ışık masmavi dönerek o en bildik seslerden kendine ve diğerlerine sona doğru bir çağrıda bulunuverir…. “Eeeeeeeeeeeeee”

Gördünüz mü? Tepe lambası deseydik haberin bu denli lirik bir yönü olmayacaktı. Halbuki “Migalka” diyince bilinçaltına ne biçim bi gönderme yapmış olduk. Bundan sonra neymiş? Tepe lambası diil, Migalka’ymış... Okeyizdir artık herhalde…


Yazan: Alper Atalan

BLOGLARIN AMİRAL GEMİSİNDEN DEV KÜLTÜR HİZMETİ

Bloglar Aleminin Trilyar Grosstonluk dev Amiral Gemisinden cüssesine yaraşır irilikte bir hizmet:
Facebooktan sevdiceğine, dostucağına, tanıdıciğine hediye göndericem diye tek tek uğraşmaktan, tuş tuş didişmekten kurtarıyoruz. Bir batında gönderebilmeniz içün aha şu aşağıdaki jpegi veriyoruz.



kopi diyorsun peyst diyorsun 28 hediyeyi şok diye yığıyosun manitanın hesabına. şu kadarını söyliyiyim; etkilenmiyosa bi anormallik vardır, saçma yani. lan noel babanın çantasında bu kadar hediye yoktur baksan şindi, ne diyosun sen.

Kurnaz Esnaf Seni... Önce Baklava, Sonra Lokum... Derken Sıvas Kangal...

"Hazır Türkler becerip giremiyoken" AB'ye mal satma önceliğini elegeçirmek için önce baklavayı daha sonra lokumu adlarını bile değiştirmeden AB'yetkililerine tescil ettiren Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'nden bir yetkili bakkala giderken yolda gördüğü bir Sıvas Kangal Köpeğini "Dur lan bunu da satıyim ben Avrupa Birliğine" diyerek AB Müdüriyetine götürmeye çalışırken yanlarından ve butlarından ısırıldı.