BU, MİZAH YAZARLARI TARAFINDAN ÜRETİLEN BİR BLOG OLUP GAZETE ALINTILARI DIŞINDA YER VERİLEN HABERLER GERÇEK DEĞİLDİR.MİZAH ANLAYIŞI AYIRT ETME YETİSİ HENÜZ GELİŞMEMİŞ OLANLAR İÇİN ÇEŞİTLİ SAKINCALAR İÇERİYOR OLABİLİR. SİTEYE KATKIDA BULUNAN KİŞİLER, SAYFANIN SAĞ ALT BÖLÜMÜNDEKİ KÜNYEDE BELİRTİLMİŞTİR. TWİTTER'DA VE İNSTAGRAMDA HİÇ BİR ŞEKİLDE ŞUBEMİZ YOKTUR
27 Temmuz 2012 Cuma
26 Temmuz 2012 Perşembe
23 Temmuz 2012 Pazartesi
YAZ VAKTİ NOSTALCİ KAFASI... UĞURSUZGİLLER VE GELECEKTE İNECEK VAR'DAN...
Atv'de 2002 yılında yayınlanan Ti show, ANS- Meral Okay yapımcılığında Can Barslan &Atilla Atalay metinleriyle ekrana geldi. Program çekimlerini Ersan Özer yönetti.
Yaklaşık 3 saat süren müzik- eğlence pogramında başrollerini Zuhal Olcay, Haluk Bilginer, Salih Kalyoncu, Şafak Sezer, Pamela Spence, Emrah Elçiboğa, Yasemin Conka gibi usta oyuncuların paylaştığı "Gelecekte İnecek Var, Menekşe Pavyon, Uğursuzgiller" adlı mini dizilerin yanısıra skeçler ve Özkan Uğur, Sertap Erener, Kenan Doğulu, Özcan Deniz, Mercan Dede gibi ünlü müzisyenlerin canlı performanslarına yer veriliyordu...
*Ti Show'daki mini dizi Uğursuzgiller'de küçük üçkağıtçılıklarla geçinen dolandırıcı bir aile anlatılıyor. Anne (Zuhal Olcay) evin salak oğlu (Emrah Elçiboğa) Baba (Salih Kalyoncu) ve Arap Bacı (Haluk Bilginer) dan oluşan ailenin yanlarında bir de fidye karşılığı kaçırdıkları ancak ailesi geri almaya yanaşmadığı için başlarına kalan rehine (Yasemin Conka) yaşıyor. Beraberce gülünç olaylara karışıyorlar.
*Ti Show içinde yayınlanan mini dizi Gelecekte İnecek Var'da günümüzden binlerce yıl sonra Şanlı Planet Gezegeninde yaşamakta olan bir Türk Ailesi anlatılıyordu.
Ailenin babası Sonirıza (Salih Kalyoncu) yeğeni Göktaş (Şafak Sezer)le birlikte Yeşil Yörünge Seyahat adında bir ışınlama koridoru işletirken eşi Lazergül (Zuhal Olcay) ev hanımıdır. Kızları başka gezegenden Kandor adında bir prensle nişanlı olan ailenin Ultra Memduh GSL adında (Haluk Bilginer) bir de hizmet robotları vardır.
*Gelecekte İnecek Var'da Yeşil Yörünge Seyahat'in muavini Göktaş (Şafak Sezer) gönlünü Nurfingir adında bir "aşk robotu" na kaptırmıştı.
12 Haziran 2012 Salı
7000. Blog gönderisiylen beraber BAG yaz tatilinde.
Tatil derken; bu yaz Harakiri Özel Sayı, Lmanyak İkiyüzüncü Özel Sayı ve Leman YAZ Özel sayı gibi tüm yaz okunabilecek battal boy dergiler hazırlanıyor. BAG'ınki ööle Medya Mahallesi'nde reva görülen cinsten "zorunlu tatil" değil yoğunluk nedeniynen "kafa izni"... Okullar açılanda gene görüşürüz. Bu arada 7000 parçalık dev BAG arşivi açık durucak. Sevgiynen dostluklan...
MÜDÜRİYET
4 Haziran 2012 Pazartesi
2 Haziran 2012 Cumartesi
DUP DUP ÇEDENE (1998) ADLI KİTAPTAN...
Sipor Küntür ve San’at
- Tabi Tengiz Abi, belli bazi bir takim
ilkelerden taviz vermeden elbet biz de bi tarafiyla fitbol olsun, sipor yahut
sanat olsun, bu çeşit olaylarin içinde bi tavır, bi imza olmalıyız neticede.
Hali hazırda fitbol hayatında sahibi olduğumuz takımlarla Türkiye gurur duyuyor
zaten, bu olay niçün sanat hadiselerine de sıçramasın ki...
- Aferin lan Namık, senden başka bu kadar
uzun cümle kurabilen bir adamım daha yok. Fedailerim arasında en kültürlü olanı
sensin. Diploman sahte değil dey mi, biz yapmadık, okuyup da kendin aldıydın
sen?
- Maalesef benim diplomam yok be Tengiz
Abi. Sipor Akademisini son sınıfta terketmek zorunda kaldım. Güvercintakla
Hocası muhtemelen vatan haini şeklinde bi insandı, bana taktı, vize vermedi,
neticede vurmak zorunda kaldım kendisini, soona Vatikan’a firar ettim,
diplomayı da alamadık tabi...
- Vay hain güvercintaklacı vay...
Gönder iki tetikçi vursunlar herifi Namık, ibret olsun aaleme...
- Anlatamadım galiba abi, ben vurdum o
Güvercintakla Hocasını. Hem öldüydü zaten. Şimdi, ölü bi adamı ikinci kere
vurupta milletin gözünde kahraman yapmıyalım derim ben...
- Ha, vurdun yani sen o adamı. İyi etmişsin
Namık... Güvercin takla atarak, bu toprakları bölmek isteyen bir kukla, bir
uşak daha temizlenmiş. Verseydi o da vizeyi sana, gitmezdi mukaddes toprağın
altına... Sana geçer not vermeyen kişi, direkman haindir zaten... Türkiye senin
o zamanki mecburi cinayetinle gurur duyuyor Namık.
- İyi de Tengiz Abi, hani biz bööle
vurdu kırdı, hain, cinayet laflarından etmiycektik artık. Hani, sipor ve
sanatla yeni bir imaj yapacaktık kendimize... Hani biz artık ilim ve kültür
insanlarıydık. Bak hazır sahibi olduğumuz fitbol takımları da belli bi başarı
kaydettiler. Gerçi hain medya olayı başka türlü aksetirdi ama bizi tahrik etmek
için yapıyolar. Biz sinirlenip bi kaç gasteci daha vuralım ki, “bi tarihlerde
mecburen bazi bir takım olaylara karışmış kader kurbanı sakin ilim insanı”
imajımız zedelensin diye hain emeller güdüyo mihrak tohumları. Ama gel biz bu
oyuna düşmeyelim, sanatta ilim ve siporda kükreyelim hainler kaçacak delik
arasınlar... Püh... Hay aksi, gene çenemi tutamayıp kükreyelim, hain, mihrak,
tohum gibi laflar ettim yav...
- Bi de çok uzun cümleler kuruyosun sen
Namık be. Oğlum imaj yapalım derken milletin olan kafası karışacak lan.
Herneyse Şimdi nerde çıkıyodu bu Cemil Reşat Bey? Konseri kaçta. Medya
eşliğinde soyunma odasına gidip alnından öpeyim mi lavuğu, iyi olur mu bizim
içün?
- Abi çocuğun adı Fazıl Say. Naamı
dünyayı sarmış ünlü bir Türk piyanisti. Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda saat
19’da sahne alıcak. Şunu da sööliyim soyunma odasına gitmek, çelenk göndermek
gibi bi adet yok bu alemlerde.
- Oğlum Fazıl Say
da kim lan? Hiç duymadım ben o oğlanı. Hem, madem gonserde boy göstericez,
kadın bi piyanıst filan olaydı baari. İdil Biret felan yok muydu, vurdular mı o
kadını çıkmıyo mu artık sahneye...
- Araştırdım ben,
o kadın kaset dolduruyomuş, konseri yokmuş şimdi. Ama bu Fazıl da çok meşhur,
piyano alemlerinde Çelik gibi biri, genç kızların sevgilisi. Türkiye onunla
gurur duyuyor.
- Nası gurur
duyolar lan, kimi vurmuş ki bu oğlan...
- Yok abi ööle
diil, Mozart’a yeni bi yorum getirmiş.
- Aferin çocuğa
be. O Mozart solcu bi gastecinin can ciğer kuzu sarması dostuydu. Adını
getiremedim şimdi o gastecinin “Dostum Mozart” diye kitap bile yazdıydı.
Cumhuriyet Gastesinin sahibi... Nadir Nadi. Helal olsun Fazıl’a, iyi olmuş
Mozart’ı götürdüğü...
- Yok abi,
götürmemiş... Getirmiş... Yeni bi yorum getirmiş... Piyanoyla...
* * *
- Hay aksi...
Naaptın sen Tengiz Abi yaa. Niye kırdırttın çocuğun piyanosunun kuyruğunu?
- Kulise haber
yollattım, benim istediğim parçayı çalmadı, hain!
- E, çocukcaaz
senin malum türküyü yorumladı ya aabi. Üstelik gayet de güzeldi.
- Olm o türküyü
benim türküm diye gittiğim her mekanda korkudan çalıyolar zaten. Bu sefer
değişiklik olsun diye Rahmaninof diye bi adamdan bişey istediydim, çalmadı
iblis tohumu.
- Belki çalmıştır
da biz anlamamışızdır abi. Sen nerden duyup da istedin anlayabilmiş diilim ama,
o Rahmininof filan pek bildiğimiz bişey diil..
- E, çalarken
başında “Tengiz beyin arzusunu yerine getiriyodum” deseydi anlardık.
- Gene de yapmasaydın be abi. Ters oldu
şimdi. Yine bize vurdu kırdıcı kültür fukarası adamlar diycekler...
- Yok oolum, sevki ve barış dolu
davrandım sayılır o piyanocuya. Unutmaki eskiden istediğin şarkıyı çalmayınca
direkman soliste ateş edilirdi. Bülent Ersoy’un bi böbreği bir istek türküsü
yüzünden yoktur mesela, üç kurşun yediydi. Şimdi ben de istesem bu Fazıl
Lavuğununun ayağına veya piyanonun üç bacağından birine ateş edebilirdim. Oysa
piyanonun kuyruğuna sıktırdım üç tane... Bu sevki, ilim, dostdluk, kardeşlik
adına bi ilerleme sayılır. Hem piyanonun kuyruğu kopunca yeniden çıkar...
(Dup Dup Çedene- İletişim Yayınları 1998)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





