6 Aralık 2011 Salı

ADALETİN GİDEREK ÇILDIRAN PENÇESİ: KÖPEĞE HACİZ

Antalya'da bin 500 liralık borcu nedeniyle 4 yaşındaki Fransız Bulldog cinsi köpeği haczedilen kişi, Cumhuriyet Savcılığına başvurarak haciz işleminin iptalini istedi



ANTALYA - Antalya'nın Kundu Turizm Bölgesi'nde yaşayan turizmci Mürüvet Çetin'in evine, Y.Y'ye olan bin 500 liralık borcu nedeniyle haciz memurları geldi. Evdeki eşyaların ev sahibine ait olması nedeniyle haczedilecek bir şey bulamayan memurlar, Mürüvet Çetin'e ait 4 yaşındaki “Leon” isimli Fransız Bulldog cinsi köpeği haczetti.

Çetin, 4 yıldır köpeğiyle bir an olsun ayrılmadıklarını söyledi. Köpeğini evde yalnız bırakmadığını belirten Çetin, “Benimle yatan benimle kalkan bir köpekti. Haciz edildiği günden bu yana uyuyamıyorum. Sürekli onu düşünüyorum” dedi.
Evinde diz üstü bilgisayar ve cep telefonları bulunmasına rağmen özellikle köpeğinin haciz edildiğini öne süren Çetin, “Canımızı yakmak için köpeğimizi haczettiler. Bilinçli yapılan bir işlem” iddiasında bulundu.
Mürüvet Çetin, haciz işleminin yasal olmadığını öne sürerek, haciz işleminin iptal edilmesi için Cumhuriyet Savcılığına dilekçe verdi.

KÖPEĞE 2 BİN LİRA DEĞER BİÇİLDİ

Haczi gerçekleştiren avukat Mutlu Seyhan, İcra İflas Kanunu'na canlı hayvan haczi yapılabildiğini kaydetti. Mahkeme kararıyla eve haciz için gittiklerini, Çetin çiftinin evde kiracı olduğunu, ev eşyalarının da ev sahibine ait olması nedeniyle haczedecek eşya bulamadıklarını söyledi.
Evdeki tek mal varlığının köpek olduğunu belirten Seyhan, çağrılan veterinerin köpeğe 2 bin lira değer biçtiğini, bu nedenle haciz işlemini gerçekleştirdiklerini vurguladı.

‘HACİZ EDİLEMEYECEĞİNE İLİŞKİN MADDE VAR’

Türkiye Hayvan Haklarını Koruma Derneği Antalya Şubesi Başkanı Sevda Kıraç ise 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu'nda ticari amaç güdülmeden, ev ve bahçesinde bakılan ev ve süs hayvanlarının sahiplerinin borcu nedeniyle haciz edilemeyeceği şeklinde madde bulunduğuna dikkati çekti. (Radikal)

Tüm gelirleri depremzedelere ulaştırılacak LeVan Dergisi'nden

DERİNLERDE SİNSİ DİYALOGLAR
- Höööyff, hööyf...

- Öööle ikidebir derin derin iç geçirip durmayın mütahit Fikri Bey. Hatırlatırım, şu anda enkaz altındayız, hiç bir yerden hava alamıyoruz, oksijenimiz sınırlı...

- Pehe... Şimdik beyle olduk de mi müdür Firuz Bey. Debrem oldu, ortalik göçtü gitti büttün müteahhidler, “tüü kaka” oldu. Yehu, şu belediyeci milleti gadara namkör insan gördüysem, şerefsiz evladiyim ha. Yidirip içirirken iyiydik amma. “Senin ruhsat işi golay Fikri’cim, at bi on milyon, yeşil alani gıyısından yiylim, sana inşaat arsasi çikaralim” demeler, yok efendim, bizim mühendis oğlan evleniyo, dügününde senin cipi gelin arabası yapalim, hatta, sen o cipi bizim mühendise hediye et” şeklinde rica yollu gasplar... Geçti tabi o günler. Öküz öldü ortaklık bitti.

- Öküz henüz ölmedi Fikri’cim. Hâlâ yaşıyor, hatta gereksiz yere konuşup oksijen tüketiyor...

- Demek eyle Firuz Bey. Kim derdi ki günün birinde Dıngırdakdere Belediyesi Fen İşleri Müdürü Firuz, Müteaahid Fikri’nin nefeslerini bile sayacak. Vay dünya, yalan dünya. Hööööyf uleyn höööyf…

- İnadına mı yapıyosun Fiki? Az yavaş, emme oksijenleri…

- Aaayh benim salak gafam ahh... Sen yime, belediyeye yidir, üç guruşunu, encümenlen, reis muaviniylen, bazi zabita arkadaşlarnan paylaş. “Bizi şööle bi pavyona götür Fikri” desinler “he” de. “Canimiz Moldavyali Hatun çekti” desinler “he” de. “Bakanlik müfettişine guzu çevir, Reis’in oğlu gız hamile birakmiş, barda olay çikarmiş, bi adam bul üstüne alsin... Bul Fikri, getir Fikri, yidir Fikri”.... Neticeye bak... Şimdi Fikri’nin aldiği nefesler sayiliyor....

- Sade nefesler değil, deminden beri şu kirişe koyduğun demirleri de sayiyorum. İnsafın kurusun Fikri. Bu kadar da çalınır mı lan? Bi kirişe iki tane demir konulur mu?

- O demirlerin parasini gıtır gıtır sen yidin Olimpia Pavyon’da müdür efendi. Çimentolar da oglunun bindiği cipe gitti. Balkonlardan çaldığım ikişer metreyle, gızını İngiltere’ye lisan okuluna gönderdin. Eksik kalıp dahtalarının parasıynan, hanımın göbeğindeki yagları emdirdi.

- Karımın göbeğini ağzına alma edepsiz adam. Derhal makamımı terket.

- Terkedebilsek edecez de, makamın tepemize çöktü.

- Senin yaptığın şey tabi çöker. Şurdan hayırlısıyla bi kurtuliyim ilk işim toprağı öpmek olucak. Yani yeryüzündeki toprağı. Soona da rezilliklerini bir bir ortaya dökücem. “Gasteler alçak müteahhit hesap ver” diye döşenmeye bi başlıycaklar, dooru ipe yollıycam seni...

- Gidelim len mahkemeye. Edelet var bu melekette. Hadi ben çaldim. Belediye niçün bakmadi proceye, niçün mühendisini yollayip gontrol ettirmedi. Çikmiyacak mi bunlar ortaya? Hadi, memurin muhakemat gıl tüy diyip işi savsaklattirdin. Benlen pavyonda dansözün donuna para sokarkene, effendime sööliyim hevaya silah sıkarkene çekilen fotograflarin noolucak? Medya ööle memurin felan dinlemez, çıkarıverir adamın ipligini pazara.

- Güliim bari. Medya dediğin ikibuçuk gastenin, bizim belediyenin sınırları içinde iki tane ruhsatsız, iskansız binası var. Ayrıyetten daha geçengün “S.S Haber Hayat Kent Gasteciler Kooperatifi” yapmak için arsa istemeye geldiler... Salak mı adamlar bindikleri dalı kessinler.

- Tabi ya salak olan benim. Hem ne salağım. Size ilk yidirdiğim parayi hatirliyorum da... 450 Blokluk bi iş için başvurduğumda, “şu eksik bu eksik”, diye beni bi müddet ruh hastasi ettikden soona. “Bunun sonu yok, sen bizim belediyeye iki ambulans hediye et olsun senin iş” dediydiniz. Sevaptir, rüşvet sayilmaz diye düşünüp aldım geldim ambulansları. Fakat o yamyam reis muavini, “Fikri” dedi. “Nebiçim ambulans getirmişin, sen bizimlen dalga mı geçiyon” dedi... Neymiş, üzerindeki “ambulance” yazıları terseten yazılmışmış. Bakınca ne yazdiği anlaşilmiyomuş. “At şuraya üç milyon, bize sahte ambulans kakaladığın için işlem yapmayalım, ruhsatını da verelim” dedi. Soonadan anladım, bütün ambulanslar ööleymiş. Alayınız yamyamsınız lan. Çoluk çocuk katilisiniz...

- İhihi... Sanada mı yaptıydık o ambulans numarasını... İhih. Ulan bi de şark kurnazı geçinirsiniz ihihhi. Zavallı saf tetikçiler. Sıradan hırsızlar. Şşüüt... Hop hop. Olm, tekmelemesene lan o kalası. Ya, bi dur, tavan üstüme çökücek... İhihi... Şaka yapıyosun di mi Fikri’cim... Bak işler düzelicek. Çıkınca yine eskisi gibi al gülüm ver gülüm, çeviririz çarkı...

- Demek ki ben salakım haa. Çıkınca beni atcanız, “eşek mütahit” diye medyanın önüne. Siz müdürler amirler, başmühendisler, sütten çıkmış ak kaşık haa. Soona başka bi saf mütahit bulup onu tetikçi yapcaanız kendinize... Fekat, sen çıkamıycan Firuz’cum. Enkaz altında ezilmiş münevver bir inşaat müdürü olarak anılıcaksın.

- Saçmalama Fikri. Ben sana salak demedim. Beynine az oksijen gidiyo yanlış duymuşsun onu sen. Tabi yaa sen sıkıldın ondan oldu. Gel ben sana bulmaca soriim vakit geçirelim... ha... Yer altında yağlı kayış.

- Yilan... Sensin işte o. Yeraltında yağlı domuz...

- Bak... Gerçi daha zor anlar için saklıyodum ama. İstersen, yani acıktıysan, makam akvaryumumdaki siyah balıkları yiyebiliriz. Hem sümenimin arasında yufka da var. Ahır ruhsatı alabilmek için bi köylü getirdiydi... Yapma... Yapma diyorum. Tekmeleme o direği...

- Gülegüle Firuz. Artık öbür dünyada Tûba ağaçlarını kesip zebanilere eksik malzemeli inşaat ruhsatı ayarlarsin...

Atilla Atalay

Tanınmamak, eşgal değiştirmek içün beynini aldırttı, artık kimse bulaşmıyor. 3 Çocuk Toki ve Doblo arzusuyla AVM'den AVM ye sekiyor, artık çok mes'ut...

2 Aralık 2011 Cuma

İNTERNET DELİLERİ


Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları E.A. Hastanesi (BRSHH) bünyesinde açılan İnternet Bağımlılığı Polikliniği’nde, internet bağımlısı kullanıcılar tedavi görüyor.

Son yıllarda herkesin hayatını kolaylaştıran bilgisayar ve internet, kimi zaman hiç beklenmedik tehlikeli sonuçlara neden oluyor.
Bilgiye ulaşmanın en kolay yolu olarak nitelendirilen internetin aşırı kullanımı; kullanıcıların aile ilişkilerinde ve sosyal ilişkilerde bozulma, öğrencilerde derslere katılımının azalması, okuldan uzaklaşma, işyerlerinde iş veriminin düşmesi, işten ayrılma, yeme – içme gibi günlük yaşam aktivitelerin ihmal edilmesi, obezite, yorgunluk, yaygın beden ağrıları gibi yıkıcı sonuçlara yol açıyor.
Sorunlu internet kullanımı psikiyatrinin en yeni ilgi alanlarından biri haline gelirken, ülkemizde genç nüfusun yüksekliği ve internet kafelerin kontrolsüzce yaygınlaşmış olması, henüz yeni tanımlanmakta olan hastalık için oldukça uygun bir zemin oluşturuyor.
Hastalığın tedavisi için ülkemizde yaygınlaşan kliniklere bir yenisi daha eklendi.
Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları E.A. Hastanesi (BRSHH) bünyesinde açılan İnternet Bağımlığı Polikliniği hizmet vermeye başladı.

İnternet Bağımlılığı Polikliniği, uyguladığı tedavi yöntemleriyle internet kullanımını tekrar kişinin kontrolü altına alabilmesini hedefliyor ve bağımlılıkla ilgili bilgilendirme yapıyor.
Poliklinikte, chat ve sosyal medya bağımlılarından, online alışveriş meraklılarına, cinsel içerikli site tutkunlarından, saatlerce bilgisayar oyunu oynayanlara, kadar yetişkin, kadın/erkek, ergen, çocuk birçok kişi tedavi görüyor. (Cnn Türk)

ERKİN BABA'DAN: ANLADIN MI EVLADIM?




ANLADIN MI




(Söz ve Müzik: ERKİN KORAY)

Anladın mı evladım,
Bu dünyada neler var?
Kazanacağım derken
Maçı kaybetmek de var

Dervişin çok bilmişi
Seyyahın hep gitmişi
Ustasının içişi
Daha neler neler var

Kaş yapayım derken
Göz çıkartma sakın
Sen eskisi gibi
Saf tavrını takın

Anladın mı evladım,
Bu dünyada neler var?
Senin kitabın kadar
Yazılmış cümleler var

Mor yoğurt yedin mi hiç?
Zargonya'yı gördün mü?
Şahmaran oldun mu hiç?

Daha neler neler var...

(Konuşma) :
Sen ne kadar, "anladım!" desen de evladım, anlamamışsındır
Aramızdaki dağlar o kadar yüksek ki, aşamamışsındır
Sözümüz kimseye değil, belki ters gelir kimine
Yalnızca bir şarkı yaptık, bu böyle biline! Bu böyle biline!

1 Aralık 2011 Perşembe

Terellelli Politics İftiharla Sunar /Kanat AKKAYA- Hürriyet

HAFİFTEN kanınızın çekildiğini hissedersiniz, gerçekten de bir ürperme gelir.

Sinir sisteminiz duyduğuna inanma aşamasını zorlanarak atlattıktan sonra genelde bezginlik hâkim olur bünyeye.


“Iyyh” diyebilirsiniz, “Aman ne komik, gül gül öldük” diyebilirsiniz veya en iyisi sessizce durup uzaklara bakmayı tercih edersiniz.

Kötü veya “soğuk” esprinin genel etkileri özetle böyledir.

Karşılık da vermek isteyebilirsiniz tabii.

Mesela karşınızdaki “Adam yatmış, karısı kotra” diyerek ölümcül, acımasız bir hamle yaptıysa siz de can havliyle “Cem’le küstük, hangi Cem? Pamp ap dı Cem” diyerek ateşe ateşle karşılık verebilirsiniz.

Nefsi müdafaaya girer, hâkim karşısına çıksanız beraat edersiniz.

* * *

Kötü esprinin kendine özgü bir estetiği vardır, severim.

Tıpkı aşırı kötü filmlere, aşırı kötü şarkılara duyduğum türden bir sevgi.

Hayatı, insanoğlunun nereye varmaya çalıştığını sorgulatır.

Bir esprinin ya çok iyi olması gerekir ya da çok ama çok kötü.

Bu konuda uzmanlaşmış yakın arkadaşlarım vardır, ben de fena sayılmam (çok fenayımdır demek bu tabii!)

Birbirimize üst üste onlarca, yüzlerce berbat espri yapıp bir nevi şok tedavisi uygularız.

Pirimiz Can Barslan’dır.

Bu büyük mizahçı, absürdün dalağını yarmış bu tatlı insanın Leman’daki “Terelelli Pictures” köşesi yıllarca rehberimiz olmuştur.

Örneklemek bakımından, hatırıma kazındığı şekilde aktarmaya çalışayım bazı karikatürlerinin mantığını.

Mesela adam eve gelir, karısı “N’aber, nasıl geçti günün?” der.

Adam “Bilsen başıma ‘ne’ler geldi?” der.

Adamın kafasında çeşitli boyda ve fontta birçok “N” harfi vardır.

Kahramanımızın başına gerçekten de “N”ler gelmiş ve saplanmıştır!

Güler miyiz? Can Barslan yaptığı için evet. Fiziksel bir acı hissi eşliğinde de olsa güleriz, durduramayız kendimizi bu haksızlık karşında.

* * *

Adam oturmuş şarkı söylüyordur: “Yağdır mevlam siyuuuu!”

Aynı karede gökyüzünden elinde baltalarla filan Siyu yerlilerinin düştüğünü görürüz.

Barslan görevini yerine getirmiş, okurun hassas sinir uçlarının ensesini bularak şaplağı patlatmıştır.

Titreriz, ürpeririz, sırtımızda biriken ter damlalarını fark ederiz ama çok geçtir artık.

Bünye savunma mekanizmasını devreye sokar “Puhahaha!” diye patlatırız kahkahayı otobüste, vapurda veya banka kuyruğunda olduğumuza filan bakmadan.

* * *

Kötü espri yapma hakkı mizahçılara ve yakın arkadaşlara, çok yakın arkadaşlara aittir.

El-kol şakası yapmanın sözel hali sayıldığı için sadece yakın arkadaşlarımıza tanıdığımız bir haktır.

Tanımadığımız, tanınmadığımız ortamlarda yaparsak işler karışabilir.

Vicdanımızı sorgularlar...

 
* * *

Egemen Bağış’ın “Geçen gün kamyon sürdüm, Leonardo Da Vinci” esprisi gündemi epeyce meşgul etti.

Üstüne bir de “Tarzanglish” çağrışımlı tepki cümlesi -”Put it in your appropriate place/Onu münasip bir yerine koy”- gelince sosyal medyada adı “Şakacı Egemen”e çıktı bakanın.

İşin diplomatik, siyasi boyutundan bağımsız bir değerlendirme yapmak gerekirse...

Sayın Bağış, sevgili Bağış...

“Leonardo” temalı çalışmanızı, kötü espri geleneğine duyduğunuz saygının bir nişanesi olarak görmek ve hızla unutmak isterim.

Gılarımla.

Hangi gılarımla?

Fazıl Saygılarımla.

Oldu mu?

Olmadı tabii.

Tamamen intikam hissi...
 

400 Yıllık Çarşının Kapısını Otomobiliyle Kırarak İçeri Daldı

Edirne'de tarihi Selimiye Cami Arastası'nın girişini sokak zanneden bir sürücü, 400 yıllık çarşının kapısını otomobiliyle kırarak içeri daldı (Radikal)


(Bag Özel Haber) FIAT BİR BUÇUK MİLYON OTOMOBİLİNİ BAŞLARINA BİŞEY GELMESİN DİYE GERİ ÇAĞIRIYOR 
Konuyla ilgili bir açıklama yapan şirket Ceosu Paolo Cinassi "Araçlarımızı vandalca kullanan bazı beyinsizler var. Altlarında otomobillerimizle dolaşan bu gibi kimselerin kendileri neyse de, araçlarımızı hatta insan uygarlığını toptan yok etmesinden korkuyoruz. Bu yüzden bu yüzden araçlarımızı geri çağırdık. Hurdacıya satıp elimize geçen toplu parayla kuruyemiş işine gireceğiz. Yoksa bu işin vebali büyük, direksiyona geçmiş embesillerle beraber insan neslinin kendikendini yok etmesinde en küçük bir payımızın olmasını istemeyiz, hepimizin çoluğu var çocuğu var" dedi.