
BU, MİZAH YAZARLARI TARAFINDAN ÜRETİLEN BİR BLOG OLUP GAZETE ALINTILARI DIŞINDA YER VERİLEN HABERLER GERÇEK DEĞİLDİR.MİZAH ANLAYIŞI AYIRT ETME YETİSİ HENÜZ GELİŞMEMİŞ OLANLAR İÇİN ÇEŞİTLİ SAKINCALAR İÇERİYOR OLABİLİR. SİTEYE KATKIDA BULUNAN KİŞİLER, SAYFANIN SAĞ ALT BÖLÜMÜNDEKİ KÜNYEDE BELİRTİLMİŞTİR. TWİTTER'DA VE İNSTAGRAMDA HİÇ BİR ŞEKİLDE ŞUBEMİZ YOKTUR
31 Aralık 2010 Cuma
30 Aralık 2010 Perşembe
Bir sahtekâr olarak hayat...
Otuzların ortasından sonrası biraz zormuş. “Diğerleri gibi yakasına” giden o köprüden önceki son çıkış geçildikten sonra işler biraz zahmetliymiş. Sen “sonu pek belli olmayanlar” yakasındasın şimdi. Bizim yaka, diğerlerinin izlemeye bayıldığı bir filmdir aslında, bakma. Bilhassa ve en çok da köprüden son anda kendilerini öte tarafa atanlar merak ederler sonumuzu. Bu yüzden biz, köprünün öte tarafının fotoromanıyızdır biraz. Karşı tarafın kendisi hakkında “Aman canım iyi ki...” diye başlayıp hayatı ucuz atlatmanın ferahlamasıyla okudukları. Biz, hayatı hiç ucuz atlatamayız.DEBDEBE VE VESVESE
Otuzların ortasını geçince yol stabilize. Maceralı gençliğin debdebesinin yerini pek o kadar da macera istemediğin orta yaşın vesvesesi almaya başladığında insanın kalbi çiçek bozuğu oluyor biraz.Daha önce “Ya beceremezsem” diye korkuyorsun da otuzların ortasını geçince bu korkuyla koşturup durmaktan dalağın şişmiş oluyor, böğründe kalp gibi atan tuhaf bir sancı. Artık “Ya beceremezsem” diye korkmuyorsun, hasbelkader becermiş oluyorsun zaten ne becereceksen. İnsan artık “Ya hayattan alacaklı kalırsam” diye korkuyor. Hayatın kendilerine borçlu olduğunu hisseden ihtiyarlar beni çok içlendiriyor bu yüzden. Çok pis bir dolandırıcının eline düşmüş zavallılar gibi öfkelerini nereden çıkaracaklarını bilmiyorlar. O devamsızlık tatsızlaştırıyor son yıllarını. Otuzların ortasını geçince işte onlar gibi ihtiyarlamaktan korkmaya başlıyorsun. Ne acayip! Daha dün 16 yaşındaydın.
SEÇMEYE ZAMAN MI VARDI?
Daha dün 16 yaşındaydın gibi hissettiğine göre demek ki yalandı. Her şey bizim seçimimiz, bu yolu biz seçtik meselesi yani, palavra. Çünkü hiçbir şey seçmeye vakit yoktur aslında. Kalbinde yazılı, kendinin de o anda okuyamadığı, sonra bakınca söktüğü bir yazı, bir bilgi var. Ne seçeceğini sen biliyorsun ama aklınla ilgili bir şey değil bu. Akla zaman mı vardı? Daha dün 16 yaşındaydın diyorum! Bugüne gelene kadar arada ne oldu? Bu aynı zamanda geri kalan ömrün de aynı hızda geçeceğini mi gösteriyor? Biz “bugün” adlı noktada durup zamanın olmayan iki ucunu arayan biçareler miyiz aslında? Şu anlaşılıyor otuzların ortası geçince işte: Hayat diye bir uzunluk birimi yoktur!
KOŞARAK YAŞLANMAK
Bizim gibilerin nasıl yaşlanacağı belli değil. En çok bu bakımdan dolandırıldık sanırım. Kalbin emniyeti için hasis duygusal yatırımlarımızı yapmadık. Hayatımızın güvenliği için insanları ölçüp biçip biriktirmedik. Ruhsal emekliliğimiz için kenara, tatsız olsa da sağlam diye ilişkiler koymadık. Vaktiyle sıkılanlar, sıkıcı olanlar, şimdi bireysel emeklilik maaşlarını alıyorlar hayattan. “Hiçbir şey” diye bir şey yapıyorlar, dediklerine bakılırsa pek konforlu. Biz bomboş bir mevduat hesabıyla dikiliyoruz hayatın ortasında, istemediğin kadar bireysel bir mevduat hesabı bu. Demek ki bu yüzden hâlâ koşturarak ve yaşlılığı fena bir melodrama dönüştüren bir telaşla yaşıyor hayattan alacaklı olduğuna inanan ihtiyarlar...
CEPLERİNİ YOKLA KARDEŞ!
Son tahlilde bakıldığında elimizde ne var? Tek bir sıkı kartımız var elimizde, o da hikâyeler. Kimselerinkine benzemeyen, her anlatıldığında karşı yakadakileri imrendiren, hatta bazen hasetten deliye döndüren hikâyelerimiz var. Bizdeki mamelek bundan ibaret. Tek başına hastaneye gitmek zorunda kaldığında ya da yazları kalabalık masalarda karışık kızartmaya sarımsaklı yoğurt dökülürken ve sen kenardan geçerken bu hikâyeleri düşün. Yalnız başına yola çıkmış her yolcunun yaptığı gibi ferahlamak için sık sık hikâye dolu ceplerini yokla. Hayat bir sahtekâr dolandırıcı. Ve sen bunu 16 yaşında bilmiyor değildin. Bilmediğin tek şey, köprüden önceki son çıkışın tepesine tabela koymadıklarıydı namussuzların. Ceplerini yokla şimdi, yürümeye devam et. Bari sen bizim gibiler için bu filmin iyi bitebileceğini ispat et.
29 Aralık 2010 Çarşamba
28 Aralık 2010 Salı
YENİYILDA EN SÜSLÜ AVM BİZİM. ŞORŞAKLAR ALIŞ VERİŞ MERKEZİ...
*Trilyon tane minik ampul yaktık, geyik koyduk, dolap dönderdik. Büyük çam var, yanar döner.* Yeni yıl atmosferine uygun olsun diyin suni kar yağdırdık. Stofordan altıgen şekilli kar taneleri yapıp misinaynan AVM'nin tepesinden sarkıttık.
* Çok enteresan şeyler bunnar, her sene yap yap doyamıyoruz.
* Depoda bir çok kırmızı kalp var. Onları şimdik asmadık, sevgililer gününde sarkıtacaz misinaynan...
* Öten güvenlik kapısının yanında duran güvenlikçi vardı bi tane, Kâmuran. Hah işte o öten kapıdan aralıksız radyasyon ala ala kanser olup öldü. Cesedini depoda kurutuyoruz, Zombiler Günü'nde de onu sarkıtacaz misinaynan.
ŞORŞAKLAR ALIŞVERİŞ MERKEZİ. HEDİYE ALMAYI SON GÜNE BIRAKMAYIN!YANINIZDA PARA GETİRİN...
27 Aralık 2010 Pazartesi
"BALIK DEMİŞ Kİ; BEN ÖLDÜKTEN SONRA DERİN GÖLLERİ İSKERTEYİM!"

Balık demiş ki: "Ben öldükten sonra derin gölleri mikeyim" böyle bir argo deyiş var.
Kimileri kanmak bilmeyen bir iştahla çatır çatır etraflarına beton dışkılayıp denizleri ırmakları boz bulanık sulara çevirirken, endemik (Yalnızca bu topraklarda yetişen, dünyanın başka yerinde bulunmayan) bitkilerin üzerinde "duple yol" geçirirlerken, telli turnaların, balıkların köküne kıran sokarken böyle düşünüyorlar heralde.
Yani "Ben öldükten sonra..." diyorlar...
AVM ve GSM manyetiğinde, GDO lu ürünlerle yeşil görmeden balık yimeden büyüyen deli torunları (Üçer yavrıdan ortalama dokuz deli torun) onlara yaşamlarının son günlerini zehir edebilecek şekilde tohumlanıyor halbuki.
Bu denli hırs ve açgözlülükle zehirli bir bakteri gibi durmadan yetiştiği toprakları yiyenler, herşeyin "bittiği" günlerin uzakta, kendi yaşamlarının dışında bir tarihte olduğunu sanıyorlar.
Oysa bu tüketim ve bozunma hızıyla o günler pek yakın.
Dört tane telli turna kaldı.
Lüfer beş on yıla son nefesini verecek.
Arılar hâla kayıp...
Bozunma hızının farkında olmalısınız.
Deli torunları onları yalnızca kirli, gri bir gökyüzünün görünebildiği dev bir gökdelenin tepesine kitleyip, son kalan dişleriyle kemirsinler diye önlerine plastik parçaları atacaklar.
Deli torunlarınızı unutmayın.
23 Aralık 2010 Perşembe
13 Aralık 2010 Pazartesi
SİLAH REKLAMLARI SERBEST OLUCAK MADEM 2: SIKÖL'LE KÖKTEN TEMİZLİK...
SİLAH REKLAMLARI SERBEST OLUCAK MADEM: EŞŞOĞLEŞŞEK SİLAHÇILIK İFTİHARLA TAKDİM EDER!
SİLAH BİZİM İŞİMİZ. ŞIK ZARİF VURUCU. BIRAKIN SİZİ SİLAHLANDIRALIM* 24 Saat açık showroomlarımızda istediğiniz kadar sıkma imkanı...
* 750 araç kapasiteli kurşungeçirmez otopark...
* Siz silah alışverişi yaparken minik yavrularınızın neşeyle eğlenebileceği çocuk parkı. (Not:İsabet alan çocuklardan müessesemiz sorumlu değildir)
* Toplu alımlarda, katliam indirimi...
*Bol cephane ve yedek parça...
EŞŞOĞLEŞŞEKLER SİLAHÇILIK SİZİ GÜZEL BİR DÜNYAYA DAVET EDİYOR!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




