BU, MİZAH YAZARLARI TARAFINDAN ÜRETİLEN BİR BLOG OLUP GAZETE ALINTILARI DIŞINDA YER VERİLEN HABERLER GERÇEK DEĞİLDİR.MİZAH ANLAYIŞI AYIRT ETME YETİSİ HENÜZ GELİŞMEMİŞ OLANLAR İÇİN ÇEŞİTLİ SAKINCALAR İÇERİYOR OLABİLİR. SİTEYE KATKIDA BULUNAN KİŞİLER, SAYFANIN SAĞ ALT BÖLÜMÜNDEKİ KÜNYEDE BELİRTİLMİŞTİR. TWİTTER'DA VE İNSTAGRAMDA HİÇ BİR ŞEKİLDE ŞUBEMİZ YOKTUR
31 Ekim 2011 Pazartesi
EN GÜZEL HALLOWEEN MESAJLARI
Sönmesin hiç kombin
Eksik olmasın zombin
Bayram et eğlen
Ne de güzeldir halloven
***
Bu mübarek günde
Cümle tüketici insin avemeye
Neş'eli bir karanlık çöksün haneye
Yanar mum kabakta
Rabbim bırakmasın sokakta
Hayrolsun cadılar bayramı
Şizofrenem incitme kafamı
28 Ekim 2011 Cuma
Bir yardım kolisinde taş, bayrak, diğerinde mayo, abiye gece elbisesi... Van depremi uzakları da salladı.
Kriz anları, normal hallerde daha kolay perdelenebilecek arazları nasıl da su yüzüne çıkarıyor. Kriz anlarında, hakikat nasıl da kendini üçe katlayarak suratımızda patlıyor.
Van’ın yaşadığı depremle, çok uzaklardaki bir sürü kolon ve kiriş de sallandı durduğu yerde. Şaşırdık mı emin değilim? Şimdiye dek Kürt bölgelerinde yaşanan depremler sonrasında, geciken yardımı protesto etmek isteyenler kaç defa biber gazı yedi bu ülkede! Canı yanmış, canlarını enkazlar altında bırakmış, evi yurdu kalmamış insanlar, her şeyin üzerine biber gazı da yediler, sadece Kürt oldukları için bunu hak ettiklerini de duydular birilerinden. Faşizm bir doğal afet değil. ‘Öfkelerinde boğulsunlar’
Van’a yollanan paketler içinden taş, sopa ve bayrak çıktığını duyduğumda önce inanamadım, inanmak istemedim. Bir yandan ortalıktaki bilgi ve duyum enflasyonu içinde bunun sadece manipülasyon amacıyla türetilmiş olabileceği ihtimalini hatırlattım kendime. Ta ki Van merkezli Mavi Göl Kadın Derneği’nden Suna Şahin’le konuşana kadar. Suna Abla, bir ayakkabı fabrikasından işçi emeklisi. 2007’de yedi arkadaş bir araya gelip bu derneği kurdular. Yoğun göç alan şehirde, bunun acısını en fazla çeken kadınlara hukuk, sağlık, dil, toplumsal cinsiyet üzerine eğitimler vermeye başladılar. Kursları gerçekten çok kadının hayatını değiştirdi.
İşte şimdi dışarıda, çadırsız, altıncı katında yaşadığı bina oturulamaz durumda. Dernek binası da hasarlı. PTT’yle gelen paketlerde arkadaşları bizzat görmüş sözü edilen çakıl taşlarını, tahta parçalarını. “Bayrak yollasınlar, sonuçta bizim de bayrağımızdır. Onu mesele etmeyiz. Ama taş nedir?” diye soruyor. Cevap vermek zor.
“Sanıyorlar ki Yozgat’ta deprem olsa biz gitmeyeceğiz koşarak. Kürt çocukları taş atıyorsa tepkilerini başka hiçbir biçimde gösteremediklerindendir. Bir afette, böyle bir zamanda aklına böyle bir şey yapmak gelenler öfkelerinde boğulsun istiyorum” diyor.
Herkes söylüyor, temel mesele çadır. Suna Abla, kendi yaptıkları, yanları açık, çadırımsı bir tentenin altında sabahlıyor. Bir gram uyku yok. Kaybettiği yakınları için merkezden Erciş’e gitmiş de insanların taziyeleri kabul etmek için bile sığınabilecekleri bir çadır olmadığını anlatıyor.
Depremzedeye Mayo
Depremzedeye Mayo
Bir de kaş derken göz çıkaran, Van’a giden yardım kolilerine parmakarası terlik, mini etek, mayo, hatta taşlı, pullu payetli tuvalet yollayan var. Buna da baştan inanamamıştım. Ama İstanbul’da paketleyen ekiplerden şahitler belgelemiş bile. Bir de kirli battaniyelerini, kokan kazaklarını paketleyenler mevcut utanmadan. Kışlıkları çıkarırken eskileri ayırıyor yani, ev temizlensin istiyor...
Bu da başka bir orta sınıf arazı işte. Yardım onlar için dikey bir faaliyettir. Yüce gönüllerinden ‘aşağı’ doğru iner. Artık sahip olmak istemedikleriyle ‘yardım’ ederler ancak. Deprem bölgesine abiye tuvalet yahut mayo yollamak, en terbiyeli biçimde ‘şuursuzluk’ olarak tarif edilebilir.
Suna Abla benim kadar sert değil. “Yine de yardım etmek istemiş işte. Demek Doğu’yu hayatında görmemiş. Zaten bu bölünmeler de bu yüzden oluyor. Çoğumuz çorapla, pijamayla kaldık. Tuvalet yolluyorlar ama bizim şu an girecek tuvaletimiz yok. Onu bilseler iyi olurdu.”
Orta sınıf şuursuzluğu da bir doğal afet değil. (Pınar Öğünç/Radikal)
27 Ekim 2011 Perşembe
26 Ekim 2011 Çarşamba
25 Ekim 2011 Salı
VELİ GÖÇER'DEN DOSDOĞRU İNŞAAT'A... BİYERDE Bİ EĞRİLİK, Bİ SAHTEKARLIK Bİ HIRSIZLIK VAR AMA...
BAG YORUM: Yalova depreminde yüzlerce kişinin öldüğü konutların müteahhidi geçenlerde tahliye olan Veli Göçer'di. Belki de sırf soyadından dolayı, kendisine ruhsat veren, inşaa halindeyken binaları düzgün denetlemeyen bir sürü "yetkili" yerine; çöken onlarca kamu binasının yani devletin ihaleye verdiği binanın inşaatını yapan, bunları denetlemekle, onaylamakla görevli olanların adı yerine o zamandan aklımızda bir tek Veli Göçer kaldı...
Gerçekten de "Göçer" soyadı bir "inşaatçı" için riskli bir ad. Bilemeyiz, belki de idda edildiği gibi sırf bu yüzden "günah keçisi" ilan edilmiş bile olabilir. Aradan geçen yıllar içerisinde görüyoruz ki sektör bu işe uyanıp "Dosdoğru İnşaat" diye isimler bulmuş kendine. Kuşkusuz işini dosdoğru yapan da vardır. Ama sonuç ortada. Çöken binalar arasında yine bir çok kişinin topluca barındığı Yurt Kur'a ait öğrenci yurdu, cezaevi, okul öğretmenler lokali de var...
Bir gözde müteahhit çıktığı reklamda "Yapamazsın dediler, yaptım oldu" diyordu.
Kendi adıma cehalete övgünün bu altın çağında, asfalt ve betonun az kaldı ekmeğe sürülüp yedirileceği şu günlerde değil adı geçen müteahhite kimsenin kimseye "yapamazsın" deyeceğini sanmıyorum.
Yaparsın olur hakkaten. Ama böyle olur...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











