22 Ekim 2010 Cuma

SIKILHAN/ TÜKÜRÜK HOKKASI & TİCARED


- Alo Sıkılhan, dostum merhaba. Enes ben Enes Binsatar. Seni ticared edelim deye aradım, müsait misin çılgınca ticared etmeye, fütursuzca nefesnefese, nefis nefise...
- Ah be kardeşim şimdi kapattım be. Valla az önce aldım "Z Raporu" nu.
- Güzel bak şaka yapıyorsun, ifrahata kaçmadan gülüyorum ben de. Aramızda bir fikrii düzeyde bir alış veriş oluyor, bak bu da bir nevi ticaredtir. Yalnız tabii daha büyük düşünüyorum ben, antika işine gireyim diyorum Sıkılhan. Daha şimdiden Selçuklular'dan günümüze ulaşmış kündekâri işlemeli bir tahta kapı kanadı ve Memlüklüler'den kalma sedef kakmalı bir tükürük hokkası buldum...
- İyi de kime satıcan tükrüklü hokkayı? Hangi Memlükler tükürüyomuş peki içine o konuda bi bilgi var mı?
- Şimdilik haklısın, ha deyince satılmaz. Yeşil sosyete henüz jip ve alengir sitelerde ev almaya doyamadı. Jip jip nereye kadar? Terasında bostan, kenarında şifalı balık havuzu, köprü manzaralı felan kaç ev daha alacaksın? Elbet bi süre sonra klaasik sosyete gibi san'at eseri, antika felan biriktirmeye başlıyacaklar. İşte o zaman ticared turnasını iki gözünden birden vuracak bu Enes kardeşin.
- Yeni sosyeteninin Raffi Portakal'ı olayım diyosun, müzayede, antika, kuntika hee?
- Ben kimsenin Rafi Portakalı Stelyo Pipisi olmak derdinde değilim. Amacım ticared. Bir rızık vizyonu yakalayıp koymuşum önüme. Diyorum ki önümüzdeki on yıl içinde böyle olacak, talep artacak, yatırımımı edeyim, ortakçımı bulayım, mal toplayayım. Var mı sizin sülaleden kalma felan antika bişeyiniz? Kap kacak olur, enfiye kutusu olur, köstekli saat, varaklı ayna, kapı kanadı, pencere kulbu...
- Saray kamerası var bizde o olur mu?
- Seni ciddiyete davet ediyorum Sıkılhan. Davetiyeler iki kişilik, ananı da al gel! İnsanı sinirlendirme be kardeşim, saray kamerası nedir?
- Bildiğin kamera işte ya. Sarayda takılıymış hem de harem dairesinde takılı olanı bile var. Amcamgilin güvenlik şirketi Topkapı Sarayı'nın sistemini yenilediydi. Ordan çıkan eski kameralar tükkanında duruyo, saraya gece görüşlüsünü takmışlar...
- Bak Sıkılhan ünlü tüccarlardan Ebu Hüveyye ve beraberindekiler, yetmişdört deveden müteşekkil bir ticared kervanıyla Ihbıkâbad şehrine doğru yola çıkmışlar. Yolculuk yedi gün yedi gece sürmüş. Yolda kâh bir ateş yakıp çölün ortasında, kâh bir handa molalar verip konaklamışlar. Bütüün bu yolculuğun yedi gün altı gecesi boyunca Ebu Hüveyye çocuklar gibi şenmiş. Esnaf arkadaşlarıyla, yüksük oyunu, saklambaç, uzuneşek, ense patlatmaca, el kızartmaca oynamış; onlara komikli kıssalar anlatmış, bulmacalı mâniler söylemiş.
- Yakışır Hüveyyeme... Azcık eğlensin tabi, hep ticared hep ticared, nereye kadar?
- Bi dur Sıkılhan, az mikilik yapma yaa. Hayat böyle gider mi? Sayın Mickey Mouse dışında çoluğunun çocuğunun rızkını mikilikten temin eden bir kişi dahi gösterebilir misin? LCV? Evet, lütfen cevap veriniz... El cevab: tıss... Bak ne anlatıyordum, onu da unutturdun.
- Ebu Hüveyye çölün ortasında kayışı koparmış...
- Hah... Gülmüş eğlenmiş buuu. Gelgelelim yedinci gece aniden durulmuş, yemeden içmeden dahi kesilip deriin düşüncelere dalmış. Beraberindekiler sormadan edememiş "Yaa Hüveyye, tüccarların sultanı, neyin var, tabağına dokunmamışsın, yoğurtlu baklan öylece duruyor. İçimizden biri bilmeden seni incitecek bir laf mı etti?" Ebu Hüveyye, o vizyon sahibi büyük tüccar durmuş ve demiş ki; "Artık ciddi olmak zamanıdır, yarın ticared edeceğiz. Tamam yedi gün altı gece güldük eğlendik, amma o orda kaldı. Çünkü dostlarım, ticared büyük ciddiyed ister"...İşte sen ve senin zihniyyetindekiler bu yüzden kaybediyorsunuz Sıkılhan, ciddi değilsiniz... Alo, orda mısın? Alo... Yine suratıma mı kapadın? Ciddi kapadın mı lan?

* * *

- Alo Sıkıl... Ben Hırgürkan. Olm adam topla koş gel lan, abim kendi kendini dövüyo. Kendisinden bi türlü ayıramıyoruz lavuğu...
- Nasıl ki bu?
- Valla annemin anlattığına göre sabah tıraş oluyomuş bu. Aynada kendini birine benzetmiş. Emir Kusturika felan olduğunu tahmin ediyoruz. Önce lafla sataşma olmuş, sonra olaylar gelişmiş. İki sattir evire çevire dövüyo kendini. Alo, sen daha niye hatta duruyosun lan kapasana. "Fırla gel" dedik di mi sana şerefsiz!


16 Ekim 2010 Cumartesi

SIKILHAN: Bİ EL DAHA DÖNELİM ÇİFT ATARIZ BEBEEM!


- Allo, miriba Sıkılhan, Bunalgül ban. Bişi söölicam. Önümüzde 11. 11. 11 var...
- Vay per yaptık hee... Ne oynuyoruz, okey mi? Bence bi tur daha dönelim, çift atarız.
- Hemen dalga geçme insanla, maymun atası! İnsanlar bööle tarihlere önem veriyo taam mı? Büzge'nin büyük ablası tam 10. 10. 10 tarihinde doğum yaptı, bunu biliyo muydun. Sevimli minik bi kız bebek; adını Onnur koydular.
- Bu durumda erkek olsaydı Oncuk koyucaklardı...
- Ovv... Var yaa, on üzeri on tane hayvan dolaşıyo senin içinde Sıkılhan. Ört şu telefonu 12.12.59 tarihine kadar konuşmayalım. Yiğıvrançlık sektöründe lider, İSO 9001 kalite belgeli bir kazmasın, on numara bi hayvansın!

* * *

- Alloğ, iyigünler ben Nurcall, Sıkılan Öflanla mı görüşüyarım, doom tariiniz günayıl olarak aezin kızlık soyadının bir ve yedinci harflerı? Şunun için aradım Sıkılhan Bey, bankacılık sekörünün kârı tam onbeş milyar liraya ulaştı... Nası yaptık bunu biliyo mısınız?
- Çok yakından....
- Onaylıyo musunuz?
- Düdüklüyosunuz.
- Şunu hatırlatmak istiyorum Sıkılhan Bey. Görüşmelerimiz şirkat politikası ve sizıngüvenliğnızgeree bandalnıyo bilyosıız. Ancak sektör olarak bi süreliğine bu bandı kapatıyoruz. Amacımız habire telefonla rahatsız edilmekten, anlaşılmaz kampanyalarla, piregötü harflerle yazılmış tuzaklı kart sözleşmeleriyle; soyguna varan, gasp sınırlarını zorlayan, işletim, kart, havale bilmemne ücretleriyle düdüklenmekten bıkan siz sevgili muudilere kısa süreli bir rahatlama olanağı sağlamak. Sinyal sesinden sonra bant kapanıcak, istediğiniz ses tonuyla bağırıp çağırarak, kişiselleştirmemek ve sektörün tümüne yönelik olmamak kaydıyla istediğiniz lafları söyleyebilirsiniz, atış serbes, maksat müşteri biraz rahatlasın...
- İstemez, vermeyin sinyal sesi, öttürmeyin düdük felan. Tuzaktır yine bu, şantaj yapıp para istiyceksinizdir. Kötü konuşmuyorum, sektörünüze hepsine aşığım, başarılarınızın devamını diliyorum. Güçlü bankacılık, güçlü Türkiye, saygılarımla...
- Niye, rahatlamak istemiyo musun bebeem. Hadi, açık saçık konuş benimle.
- Yemezler...
- Hadi Sıkılhağn Öflağğn....
- .....
- Afferin lan Sayın Sıkılhan Öflan. Bak keşke bütün muudiler senin kadar akıllı olsa. O kadar aradık ettik ama, uyandın işe sonunda. Artık çeşitli çağrı merkezlerinden gelen otu boku onaylamıyosun, daima altında bi çapanoğlu arıyosun... Evet bu şirketimizin bi eğitim çalışmasıydı. Eğittik bak seni, kapitalizmin türlü çeşitli tuzaklarına karşı uyandırdık. Bu nedenle sana 30 lira para çarc ediciiz. Bedava eğitim olacak değil a kuzum? Kapama, bindiricez sana o parayı yolu yok... Ahaha kapadı gene aptal, aphhtaaal....

* * *

- Allo, Sıkılhan, baksana ne diicam , bişi söölicam....
- Aha Bunalgül. Ne çabuk, 12.12.59 oldu lan? Vay be, sanki on dakka geçti haa... Piyy. Hayat bööle bişe işte. Bi dakka bi araba camı bulup kendime bakıcam. Bu arada sende ne gibi değişiklik oldu? Hafif tombiklemişsindir herhalde, göğüslerin de büyümüştür en sonunda...
- Terbiyesizleşmez misin lutfen Sıkılhan. Bişi söölicam, ben seni şey diye aradım, kapandın mı diye...
- Nası "kapandın mı" diye... 12 Aralık 2059 da da hâla bu tartışma mı sürüyo ya. İsteyen kapanır, isteyen açılır kardeşim. Ben soruyo muyum hâla sitreç pantul giyiniliyo mu diye?
- Lütvan Sıkılhan, yapma şunu, gayet ciddi bişi için soruyorum. Borukaan, Büzge'nin telefonlarına çıkmıyomuş. Bi cafede karşılaşmışlar bunlar, Büzge sormuş "Niye telefonunu açmıyosun" diye, bu da demiş ki "Valla Büzge'cim üç gün önce kapadılar beni. Yutuub, feysbuk felan derken tek tek adam kapamaya başladılar, üç gündür kimseyle iletişim kuramıyorum" demiş. Şimdi biz de Büzge'yle araştırıyoruz, gerçekten bööle bişe var mı, yoksa Borukaan Büzge'yi şutlamak için dötünden yalan mı atıyo, diyerekten. Alo... Alo... Kapadın mı, kapandın mı... Alo... Hakkat var mı bööle bişi ya?

7 Ekim 2010 Perşembe

SIKILHAN "KÖPRÜNÜN GÜZERGAHIYNAN BACAĞIYNAN FELAN OYNATMAM"

- Sıkılhan, naaber koçum, aloooğ Hırgürkan Ben... Bak ne diicem siz sayın halkımızı YIRTICI GOURUP AĞAÇLANDIRMA SAHASI' na davet ediyorum. Çeşitli çap ve ebadlarda ikiyüzlerce ağaç dikicez biyere... Çarşıdan otobüs kaldırılacaktır. "İkinci köprü nedeniyle üç milyon ağaç kesilecek, düzeltiyorum, üçüncü köprü nedeniyle iki milyon ağaç kesilecek" diyen, gelişime karşı istatükocu şerefsizlere cevabımızdır bu. Toplanın gelin...
- Niye alınganlık gösteriyosunuz ki "Gourup" olarak? Üçüncü köprüyü Japonlar felan yapacaktır heralde. O ihaleden sizin "Gourup" a ekmek vermezler.
- Anlamazdana gelme yavvuşşak! Yırtıcı Gourup Üçüncü Köprü'ye sadece üç dakka uzaklıkta teniz kortundan kolf sahasına yaşanılıcek alanlar şeysi, inşaat, blok, hazır beton işine giriyo. Şimdi köprünün güzergahıynan bacağıynan felan oynattırmayın. Ekmeğe taş koyanın kafasına taşların büyüğü gelir. Alın işte , ağaç dikicez viyadük kenarlarına felan. Bir o kadar da lale soğanı için Hollanda'yla temas halindeyiz.
- İyi işte dikin ağacınızı, köprü yapılmazsa da, viyadük kenarında dikili bir ağacınız olur.
- Lan hâlâ "köprü yapılmazsa" diyo herif yaa. Oğlum bak, bu kantin- servis ihalesi gömlekleri dar geliyo artık bize. Yırtıcı Gourup olarak İstanbul'un Yükselen Yıldızı Balçıkdere' de yaptığımız Vivaldy City Konakları'nın birinci etabı satışa açılmıştır bugün. Kapalı otopark, spa, kort, pist, teleferik... Bırakın bu tutuculuğu. "İstanbul'un ciğerleri" dediğiniz yer, götnar ağacı, ot, gozalak dolu. Hani ya bir kort, hani ya bir golf, gidip gozalağa mı vuracan deyneğiynen? Alo, gene mi kapadın şerefsiz! Alo! Dur lan orda ben gelip senin oralara biyere bi çam ağacı dikecem şimdi, gider toplarsın kozalaklarını, şerefsiz istatükocu yavuşak!

* * *

- Alo Sıkılhan, Bunalgül ben. Lütfen çok çabuk bi yıldız tornavida, keser felan kapıp bize gelebilir misin?
- Hayırdır Bunalgül, kavga mı çıktı, arkadaşları da toplayalım istiyosan...
- Ya aslında kavga çıktı tebi... Annemle babam ayrılmaya karar verdi. Ben annemde kalıyorum o kesin. Yalnız oturma odasındaki büyük dolapla bi kaç konsolu babam almak istiyo.
- Annen dolap için mi direniyo? Derhal kendinizi güvenli bi yere kitleyin. Bir dolap için bir erkek akla gelmiycek şeyler yapabilir.
- Aman hemen dalga geçme be manyak konakları! Annem de dolabı babama vermek istiyo. Vaktiyle İkea'dan demonte olarak almışlardı. Zaten o zaman da babamın, dolabı dayım, eniştemve komşumuz Nadir Bey'le dokuz vida ve bir kapak arttırarak monte etmesi iki gün sürmüştü. Şimdi tekrar demonte hale getirmeye çalışıyolar. Dolapla uğraşırken adamın kalbi sıkıştı menteşelerini sökmeye girdiği kapağın içinde fenalaştı kaldı. Annem panik içinde. "Ben sensiz yapamam Şadi" diye hüngür hüngür ağlıyo. Babam da bulunduğu yerden çıkamıyo "Naapıyoruz biz Yokmeral, ben de sensiz olamam" diye ağlıyo... Ben dolap dahil üçüne birden sarılmaya çalışıyorum. Biz Peremeci Ailesi olarak çok mutluyuz Sıkılhan, şimdi farkına vardık. Hadi bi tornavida kapta gel, kurtaralım yuvamızı....

* * *

- Sıkı naaber, Çaatay ben. Olm var yaaa, trilyon kukuluk porno arşivimi solda sıfır bırakan accanaip görüntülerle karşıkarşıyayım, verii mi linkini...
- Olm kendini birine hekletsene lan sen. Kendin yapamıyosan biri yardımcı olsun.
- Saçmalama len. Alemin manyağı bi ben miyim yani. Fatmagül'ün tecavüz şeysi gazataları nası coşturdu. Foto galerileri yaptılar. Eski ünlü tecavüz sahneleri yeniden albümlerden fırladı... Soona Savarona'da alem yapmak gibi fantazilerle dolup taşan kimseler var. Eski bir B47 bombardıman uçağında, bir varilin içinde, paraşütle uçarken, uçurumdan sçarken iş tutanlar var. Ben bir ergen, kuku filmiyle resmi biriktiriyom deye manyağım ööle mi?. İki yüzlüsünüz olm. İki yüzlü dedim de; çift kukulu karı resmi var bende bi tane. Kolleksiyonumun en nadide parçası, ikiz yatak gibi yanyana duruyollar uhaha...Iyhhh. Accanaip lan... Kapasana yaa, benim bi işim var, soona konuşuruz...

(Bu haftaki Leman Dergisi'nden Özetle)

25 Eylül 2010 Cumartesi

İMZA GÜNÜ


Yaklaşık onbeş yıldır birlikte çalıştığımız İletişim Yayınları tarihinde ilk kez TÜYAP Kitap Fuarı Etkinlikleri çerçevesinde bazı yazarlarıyla imza günü düzenlemeye karar verdi.

7 KASIM PAZAR günü Beylikdüzü TÜYAP Kongre ve Fuar Merkezi'nde 13- 14 arasında yazarınız tükenmez kalemiynen Usulcacık, Uyuyamadığım/Düşkovalayan, Ebekulak, Sıdıka, Civciv Kutusu, Menekşe İstasyonu, Yalnızlık Aletleri, Dup Dup Çedene, Eray, Hayaller Kâhyası, Ağlama Dolabı, Kişi Başına Bir Yalnız ve Kalbin Böcüü kitaplarını okunaklı bir şekilde karalıyacak.

21 Eylül 2010 Salı

İLİŞKİ UZMANI VE YAŞAM KOÇU SARI DOBRA LANBANU OHNUR'DA BU AY: İLİŞKİMİZE UZMAN SOKTUK ÇIKARTAMIYORUZ!

İLİŞKİMİZE UZMAN SOKTUK ÇIKARTAMIYORUZ

Çok sevgili Lanbânu Ohnur. Hayat arkadaşım Sabri ve ben (Kübra) artık yıpranmaya başlayan ilişkimizi elden geçirmesi için sizin gibi bir ilişki uzmanından ücreti karşılığında yardım almaya karar verdik.
Bunun için daha önce ilişkisini kurtarttıran, liise arkadaşım Rüveysa'ya durumu açtım. Rüveysa şunları söyledi;
" Bizim Engin'le olan ilişkimizin üzerinde karabulutlar dolaşıyodu. İlişki uzmanı Bedri Bey'in Yenibosna'daki yerine gittik. Kendisi üç seans sonra ilişkimizi uçurumun eşiğine getirdi. Ben kocam Engin'in karnına kasap piçağı sapladıktan sonra, Bedri Bey'e gidip 'Lan sen ne biçim uzmansın, elimininen kendi beyimi piçakladım, hani ya sen bizim ilişkiyi kurtaracaktın, aldığın para haram zıkkım olsun, burnundan ivil ivil fittil gibi gelsin' şeklinde serzenişte bulundum. Bedri suratından tükürmüğümü silerkene bana ' Bakınız Rüveysa, her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır. Ben üzerinde karabulutlar dolaşan ilişkinizi kasten uçurumun eşiğine getirdim. Bu dünyada otoritelerce kabul olunmuş yeni bir ilişki onarma yaklaşımı. Şimdi ilişkinizi uçurumun kenarından alıp bi de kopma noktasına getiricem. Sonra göreceksiniz ilişkiniz aniden düzelecek. Unutmayınız ki bazı ilaçların tadı acıdır' dedi. Hakkat gel zaman git zaman Bedri'nin dediği oldu, beyim Engin'len tekrar muhabbetimiz arttı, Engin içkiye tevbe etti, at yarışı kuponu görünce domuz görmüş gibi tiskinmeye başladı ve kendisiynen bir çocuk daha yapıp Bedri adını verdik. İşin aslı adamın yöntemleri biraz tuhaf amma Enginlen ben şu sıralar birbirimize çılkınlar gibi aşığız. Kendisinden hiç tadmadığım duyguları tattım, nazar değmesin, afedersin, bir orgazm oluyorum, kemüklerim yerinden oynuyor. Bence siz de baştan biraz yorulmayı göze alın amma Bedri Bey'e gidip ilişkinizi bi gösterin"
Liise arkadaşım Rüveysa'nın bu tavsiyesi üzerine Bedri Bey'in Yenibosna'daki yerine gittim. Maalesef kendisi ordan ayrılmış. Yerine açılan bayan kuaförü "Bedri Bey Haznedar'a annesigilin yanına taşındı" deyince soluğu Haznedar'da aldım.
İlişki Uzmanı Bedri Bey'i annesinin yanında buldum bulmasına. Ancak Bedri Bey Annesiyle çeşitli nedenlerle geçinemediğini, bir müddet bizde kalabilirse ilişkimizi ücretsiz onararak yoluna koyabileceğini söyledi. Beraberce Haznedar minibüslerine pinip beyimin İkitelli'deki iş yerine giderek durumu kendisine açtık.
Beyim Sabri İlişki uzmanı Bedri Bey'e " Bak arkadaş, yemişim ilişkisini. Benim derdim bu karıyı kazara öldürüp hapisanelerde sürünmemek. Ortada üç çocuk var. Elimden bi kaza çıkmasına mani olacaksan buyur, evimiz sana açıktır" dedikten sonra benim boğazıma yapıştı.
Bedri ikimizi ayırdı, Sabri'ye bir sigara verip bana kolonyalı su içirerek sakinleştirdikten sonra "Kocanın sorunu açıkça ortaya koyması iyi bişey. Kabullenmek çözüme giden yolda dev bir adımdır" dedi. Sabri ayısına ise "Siz de Sabri Bey, eşinizin boğazına yapışmadan önce, diyaframdan nefes alıp burnunuzdan verin ve içinizden ona kadar sayın, sakinleşin" dedi.
O gün üçümüz beyimin çalıştığı fabrikanın servisiyle eve döndük ve beraber yaşamaya başladık. Uzman Bedri'yi büyük oğlum Ali Sadri'nin odasına yerleştirdik. Gece çişe kalkanda evi yabancılayıp sağa sola çarparak kafayı yarmasın diyerekten kendisine bir de el feneri verdik.
Uzman Bedri bizim eve yerleşir yerleşmez salona sofra kurup beyimle beraber içmeye başladılar. Sabahlara kadar hahaha hihihi, içip sohbet ediyollardı. Ben masaya kavun götürmeye felan gittiğimde Uzman bir iki ilişki lafı söylüyor;
"Sabri'ciğim çöpü dışarı çıkar, önemli gün ve haftaları unutma, önsevişmeye önem verelim bi de... Yenge sen de beyin eve geldiğinde saçı başı bi tara, şık giyin 'Günün nası geçti kocacım' felan diye sor adama." Diyor ve büyük oğlum Ali Sadri'yi bi ufak rakı daha alması için bakkala yolluyordu.

İLİŞKİMİZE BİR DE UZMANIN ANNESİ TAŞINDI

Bir ay içinde madden ve maddeten olan dengemizi de bozdu bu adam Lanbanu Hanım;

* "Mesleki nedenlerle Oprah'ı izlemem gerekiyor, ilişkininin beşiği Amarika'dır, Oprahtır" diyerekten kablolu TV pakedi aldırttı.
* "Anamgilin Haznedar'daki eve boşa kira ödüyoruz. Onu da yanımıza alalım, kira parasıyla ikinci el bi Doblo edinip haftasonları pikniğe gideriz" dedi ve annesi Semiramis Hanım'ı da bize yerleştirdi.
* Doblo'nun peşinatı için bizden ayrıca 4000 lira para istedi. Sonra o Doblo'nun zaten kendisinin olduğu haciz nedeniyle Yedikule'de bir otoparkta sakladığı, bizden aldığı parayla haczi kaldırdığı ortaya çıktı...
* Annesigil Semiramis Hanım da gelince evin kalabalıklaştığını söyledi. "2011 de seçim var şimdi kimse bulaşmaz, kaçak kat çıkalım ev biraz genişlesin, hem daha fazla başbaşa kalırsınız, ilişkiniz ferahlar" diyerek bizi gecekondulaşmaya kışkırttı.

Daha yaptıklarını söylesem burada satırlar yetmez Lanbânu Hanım. Herif "uzmanım" diye resmen ailemizin üstüne çöktü. Ancak ben liise arkadaşım Rüveysa'nın bana söyledikleri yüzünden kendisinin tuhaf ilmî metodlar izleyerek çalıştığını, sonradan, aniden beyimle ilişkimizin düzeleceğini düşündüğüm için bu herife sabredebildiğim kadar sabretmeye karar vermiştim.
Gelgelelim, herifin başımıza açtığı masraflar yüzünden iyice bunalan ve kaçak inşaat nedeniyle mahkemelere düşen beyim Sabri iyice çileden çıkmıştı. Artık adam hayatımıza karışmadan bir adım atamaz olmuştuk. Sonra Sabri fabrikadan arkadaşı Sungur'un ev anahtarını almaya başladı. Bazı akşamüzerleri Sabri ile o evde buluşup bu heriften nasıl kurtuluruz diye plan yapmaya koyulduk.
Doğrusu başka ev bambaşka bir ortam bizi farklı duygulara sürükledi. Artık yaşamımızın o heriften ne pahasına olursa olsun kurtulmak gibi gizli, hatta kurulan planlar nedeniyle tatlı bir şekilde maceralı, hafif tehlikeli bir amacı vardı. Bu amaç bizi birbirimize iyice yakınlaştırdı... Artık haftada üç gün Sungur'un evinde buluşuyor, Uzman Bedri'den, anası Semiramis'ten ve üç çocuğun gürültüsünden uzak yasak aşk yaşayan iki genç gibi bambaşka duygular içinde çılgınca bir maceranın bizi çektiği girdapta, fütursuzca, yalnızca anı yaşayarak, çok afedersiniz sevişiyorduk.
Sabri Uzman Bedri'ye olan hıncı nedeniyle kuduz mikrobu bulaşmış bir panter edasıyla çevik, durdurulamaz hırslı bir tempoyla kendinden geçerken, ben de hayalimde Semiramis karısının ağzını yırtarcasına çılgın, engellenemez, hesapsız taşmış bir yırtıcılıkla kocama yatakta eşlik ediyordum. Yeni aşk yuvamızda vücüdlarımız adeta birbirini yeniden keşfediyor, kemiklerimiz yerinden oynuyordu...
Uzatmıyayım Lanbânu Hanım, hakikaten bi şekilde ilişkimiz yoluna girmiş oldu. Ama bu herif ve deli annesi hep bizim evde mi kalacak? Evi bunlara bıraksak çocuklarla Doblo'yu alıp memlekete kaçsak, bu herif bizi orda da bulabilir mi, siz de ilişki uzmanısınız, anlarsınız biz bundan nası kurtulucaz....

EKİM L' MANYAĞINDAN ÖZETLE

12 Eylül 2010 Pazar

SIKILHAN'IN HALASI DELİ ADEVİYE'NİN MACERALARI

- Alo, kimininen? Alo, Sıkılhan, sensin dey mi, benim ben Adeviye Halan. Bişey diyeceem, Başbakanı dinledin dey mi, adam herkeş evlensin arzu ediyor. Hani, nooldu? Bana "o porogramdan bu porograma koşuyor, herkeşi evlendirtmek istiyor, şuurunu gayboltmuş habre bunlarla uğraşıyor, şişko, mutsuz, asabi mahalle hanımı" demek kolay. Sıkıysa şimdik konuş. Konuş da duysun telekulaklar. Evleneceksin Sıkılhan, gaçamaycaksın. Hade, bi lafsöyle, hade... Alo alo, dinliyoruz, evet?
- Yaa hala yaa... Alayınız boş olun... Boş ol... Boş ol... Boş ol...
- Boş versene sen lan!... Bekâr kalırsan, bertaraf olursun bak. Huzura çıkmak içün tek ayak üstünde saatlerce bekletilirsin. Ne telefonların açılıır, ne sana telefon edilir.
- Oh ne güzel, aramayın işte... Oh demokraasi, büyüksünüz....
- Alay geçme lan halayla, bekâr şimşir! Bak hepinize hep söylüyorum, derhall evleneceksiniz. Evlenip yapabildiğiniz gadara çocuk yapacaksınız ki borçlanacaksınız. Borçlu olunca gapitalizmin sizi düdüklemesine en müsait hale geleceksiniz. İşsizlik, ajlık korkusuyla, her denileni yapacaksınız. Sıkıysa yapma, çocuklarını aj bırakıp katil olmak ister misin, evlad bu can parçası. Halbusi bekâr kalırsan, laf dinlemezsin, "gezegen, sınırlı gaynak, çalışan hakkı" felan deye bik bik edersin, bu da egemenlerin işine gelmez... "Eve ekmek götürüyorum, çoluğum çocuğum var" diye her türlü alçaklığı yapmaya hazır olman lazım ki, gaptalizm bu can çekişen dünyayıyı az daha somursun...
- Nooluyo lan? Oha, hala bilinçlenmişin sen...
- Sorma, arada bi konuşuyorum böyle. Doktor haplarımı değiştirdi. Gidiyo gafa bazen. Sigorta her hapı vermiyo gayrı. "Muadili ilaç" verdiler, bazılarını vermediler, yüzde bilmemgaç da hasta payı istiyolar, eczane "sistem kitli, kare kodu yok, felan feşmek" diyo. Ölüyüm de maaşımı kessinler diye sistemcek gözümün içine bakıyollar. Ben ölüncü, yerime üçer tane sigortasız doğacak, rahata erecek şşoğleşekler!
- Konuş, büyüksün hala...
- Sen hâlâ bekârsın ama... Bak hastanede benim bölümden çok güzel bir şizövren gız buldum sana. Dört ayrı kişiliği var. Bir kerrede dört hanım almış gibi olacaksın. Bu dediğimin, asi gız, Japon ev gadını, akadamisyen ve uzunyol kaptanı, olmak üzere toplam dört kişiliği var hakkaten. Japon kişiliği çatır çatır doğurur, akadamisyen evlatlığa sıcak bakıyo, asi kız kişiliği pek yırtıcı, az büyüsün iyi iş kadını olur bak ondan.
- Ben bunu öbür kişiliklerimle bi konuşıyım hala, seni ararız...
- Konuşun tabi yavrım. Elinizi çabuk tutun da bi toplu nikah yapalım. Öyle görünüyor ki, ben istediğim zaman huzura çıkabilirim. Çıkarım huzura, arzederim, nikâh şahidi olaraktan beyefendiyi de çağırırız. Soona hemen eve gider çocuk yapmaya başlarsınız.
- Niyyçün olmasın. Hadi ben kapatayım sen de hapını al hala...
- Haa bak uzunyol kaptanı kısmını hiç görmedim kızın, hep seferdeymiş, o bölümü biraz uçarı tabii. Ama evlenin alışırsınız birbirlerinize. Alo? Alo... Kapadın gene de mi, bekâr şimşir! Alo? Lan! Oğlum ele güne karşı halangilin suratına telefon gapatılır mı lan... Bunun dinleyeni var okuyanı var, rezil olduk herkeşe. Çoayıp! Bugün hala dediğin ana yarısıdır. Üç bölü iki baba eder. Bir halanın merkezinden inilen dikme dayı çevresini tam ortasından keserken, dayıya teğet çızılan bir çizgi teyzeye birleştirildiğinde bu çızgı daha önceden haladan indiğimiz dikmeyle eşittir ve... Hapımı alacam, evet...
***
- Sıkılhanaloğ... Kimsiniz? Alo, ben Adeviye Halan. Hâlâ evelenmedin dey mi Sıkılhan?
- Hâlâ, hala...
- Hele hele... Şuna bak hele.... İlla evlenmeyip tohuma kaçacak Allahın kıtipiyozu. Her neyse, bak benim kimsenin yaşam tarzına garışmak kibin bir adetim yoktur amma sana Bulgaristan'dan bi gelin buldum Sıkılhan... Enişdengile telefon etmiş "Adım Nadiya, istiyor ben evlenmek bir Türk erkeg, bilet ve bir miktar nakit göder bana" demiş.
- Aman hala onlar çete... Tee oralardan evlenme manyağı edilmiş insanları telefonla kandırıp yoluyolar....
- Canım ne var, çeteyse, çete... Evlenin alışırsınız birbirinize. Çıkar al kızı çetenin elinden, en büyük sevap işte. Evlendikten sonra çeteyi bırakır evinin kadını olur.
- Bırak çetesinden ayırmayalım kızcağızı hala. "Çete yıkanın çetesi olmaz" denilmiştir.
- Denilmemiştir, uydurma zırtapot. Bak bizim burda bi Sinan var eskiden kozmonot olan Veronika adlı bir kızınan evlenip yuvasını kurdu. Çekti aldı kadını uzay istasyonunun felanın elinden.
- Uzaylıolsa ben de düşünürüm bak...
- Lan karı uzaylı değil, iş için oralara gitmiş, uzay istasyonunda kozmonot olarak çalışmış. Bunda ayıp bişey yok ki, ekmeğinin peşinde uzay gurbetine çıkmış, ordan ailesine para yollamış, çeyizine çamaşır makinası felan almış. Şimdi bak beyi siyah film camlı Doblo aldı yeni, cadde üstünde tükkanları var, TOKİ' ye girdiler. Bayramlaşmaya gelmişler Süblime Yenge'ye "Ay kız abla uzay dediğin evlerden uzak, arıyosam Allah canımı alsın, beyimle evimle mesudum" demiş kızcağız... Aynı sinir ilacından doktor ona da yazmış, beyi SGK'lı, bi reçeteye dört kalem ilaç yazılabiliyo. Ama doktorun yazdığını eczane vermiyo "Sistem kitli" diyo, "protokol nu yok, dottor kaşesinde diploma nu yok" diyo. Bazısı veriyo, bazısı vermiyo, karekoda geçildi şimdi sinir ilaçlarında, işti bööle...
- Uzay dediğin evlerden uzak.

Leman'ın son iki sayısından özetlenmiştir